14 June 2008

Luca


2007'nin en iyisi, ödüller ve Real dedikodularından sonra geçtiğimiz sezonu takımı gibi silik geçirmişti. Ricardo & Caroline çifti Calderon yeni bir oyuncak bulduğundan biraz daha rahat olacaklar gibi, tabi Luca'yı görmezden gelirsek... Acaba Kaka'nın 2008 versiyonu Ronaldo sonraki yazı nasıl geçirecek?

Kazım-Richards

Portekiz karşısında Milli takım sahadan silinirken, canlı kalan tek oyuncu Kazım'dı bana göre. Servet'ten bahsetmeyelim artık... Sakat sakat oynaması, milliyetçilik ve motivasyon gibi sınıflara sokularak olumlu gösterilmeye çalışırken ''profesyonellik sınırları'' unutulmuş gibi. Uğur Meleke'nin ısrarla bahsettiği ligin son maçında nasıl sakat sakat oynar! durumu vardı, Terim'e de sormuştu ama gördüğüm kadarıyla Milli takımda da değişen birşey yok. Servet kurban olmaz ise problem yok, çabuk unuturuz biz ama ben yeni sezondaki Servet'i merakla bekliyorum.

Kazım, Terim'in seçimlerinden en çok hoşuma gidendi. Farklı bir oyuncu olduğunu ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyordum, aynı düşüncem 08/09'da da değişmeyecek. İsviçre maçı 2. yarısının takriben bir 10dk. sını ''Kazım'ı Al!'' diye söylenerek izledim. Sistem ondan gelecek verimi azaltıyor olsa da Çek maçında da ısrarla 11'de görmek istiyorum, Semih ile değerlendirilirse seyrine doyum olmaz... BBC Spor'dan Steve Wilson'un da dikkatini çekmiş genç oyuncu, Almanya kampında konuştuktan sonra İsviçre maçı sonrası röportaj şart olmuş.

İngiliz bizi iyi tanımıyor olmalı ki buluşmanın gecikmesine canı sıkılmış. 2 saat yol teptikten sonra, Yigiter Uluğ 15 dk. kadar geç kalacaklarını ve 40 dk. sonra da antremanda olmaları gerektiğini söylemiş. 15 dk.lık röportaj BBC'nin Football Focus programında -BBC1'de saat 14:00'da- bugün ekrana gelecek. Kazım, uyum sorunu ve yanlızlık gibi problemler yaşadığını ve DVD'lerinin ilaç olduğunu söylemiş böyle zamanlarda. Saha içi dışı farketmiyor olmalı ki BBC yorumcusu da güven sorunu vb. problemlerinin olmadığını, turnuvada iyi bir etki bırakmak konusunda kararlı olduğunu düşünüyor. Biz Arda ve Servet diye yırtınırken, Terim Tuncaydan vazgeçmezken, elin İngilizi turnuvadaki İngiliz'in peşinde ve yeni sezonda Premier Lig'e dönebileceğini düşünüyor. Ben de çeyrek final veya daha ilerisini görürsek Kazım'ı konuşucağımızı...

10 June 2008

Greatest Comebacks - 2

Bu konu ile ilgili ilk maçtı aklımdaki, ama Buffon'un hoş sözlerini görünce Parma maçı ile başlamıştım. Geri dönüşlerde ilk akla gelen FB'nin 4-3'leri ve CL finalleri olur herhalde ama bence en güzeli United'ın en kötü sezonundan geldi.

United CL ve 3 lig şampiyonluğundan sonra sezona v Nistelrooy ve Veron'a 50m sterlin civarı para harcayarak giriyor. Sezon 01/02, Arsenal'in en iyi zamanından 2 yıl öncesi, Alpay Aston Villa'da 2. yılında, Shearer Newcastle'da, Leverkusen CL finalinde... Ligin güzel zamanları Arsenal, Liverpool ve United'a Leeds, Newcastle ve Chelsea gibiler de eşlik ediyor yarışta. Tabi 1-2 ay kala 3 takıma düşüyor, bitime 2 hafta kala Arsenal deplasmanda United'ı yenince şampiyonluğu ilan ediyor, Liverpool'da ikinci bitiriyor. Beckham, v Nistelrooy, Solskjaer, Giggs, Cole ve ne kadar bekleneni veremesede Veron ile United'ın hücum yönünde sıkıntısı yok ama Stam satışı ile başlanan sezon savunma sıkıntıları ile kabusa dönüşüyor. United ligin en çok gol atanı ama Johnsen, Dennis Irwin ve Laurent Blanc'lı savunma ilk 6'nın -Newcastle hariç- açık şekilde en çok gol yiyeni konumunda. Ferguson bu sezon emeklilik kararından cayıyor ve sonraki sezona Veron'un ardından ikinci rekor, Ferdinand transferi ile giriliyor.

7. hafta, United içeride iyi ama deplasmanlardan boş dönüyor. 3 deplasmandan 2 puan çıkarmış, Newcastle'a kaybetmiş ve haftaiçi İspanya'dan mağlubiyetle dönerek White Hart Lane'e çıkıyorlar. Tottenham klasik bir iç saha performansı ile alışılmadık bir üstünlük yakalıyor, devreyi 3-0 önde kapatıyor. Devre arası Ferguson, Deportivo mağlubiyetinin yarattığı sıkıntıyı işaret ederek, '' devre arasında tam olarak söylediğim şey olmasada, kendileri için üzülmemeleri gerektiğini, ülkenin en iyi oyuncuları olduğunu hatırlayarak ona göre oynamaları gerektiğini hatırlattım'' şeklinde bir aşılama ile oyuncularını serbest bırakıyor. Ferguson'un en iyi sol beklerinden biri olarak gösterdiği Silvestre ve böyle bir geri dönüşte olmaması imkansız Solskjaer değişiklikleri sonrası United 4-3-3'e dönüyor ve Ferguson'un ''böyle bir dönüşte şansa da ihtiyaç var'' diyerek işaret ettiği erken gol ile işin şekli değişiyor. Tottenham teknik direktörü Glenn Hoddle'ın ''Jeckyl & Hyde durumu'' olarak açıkladığı şey gerçekleşiyor, düşen taraf Tottenham olurken United şahlanıyor ve 3'e 5 ile karşılık veriyorlar.

TOTTENHAM HOTSPUR: Sullivan, Taricco, King, Perry, Richards, Ziege Freund, Anderton (Rebrov 83), Poyet, Ferdinand, Sheringham

Subs Not Used: Keller, Thelwell, Davies, Etherington

MANCHESTER UNITED: Barthez, Gary Neville, Blanc, Johnsen Irwin (Silvestre 45), Beckham, Butt (Solskjaer 40), Scholes Veron, Cole, van Nistelrooy

Subs Not Used: Carroll, Chadwick, Phil Neville

Greatest Comebacks - 1

Ender Rastlanan Hareketler


"If I go 300 kph, lose control and hit somebody it is natural. But if there is a pit-lane speed limit and two cars stopped and you hit them, it is stupid. I saw a red light and chose to stop, someone else saw a red light and chose not to."

Bilmemkaçıncı turda cihazlar Merso'nun arkasına dizilir, görev yerine dönerken birkaç araç pit'e girmeyi tercih eder. Piste dönme vakti gelirken Raikkonen ve Kubica yanyana çıkar, kırmızı ışığı görür ve durmayı tercih ederler. Arkadan gelen Hamilton -sadece sokakta görmeye alışık olduğum bir olay olduğu için nedeni ile ilgili mantıklı bir yakıştırma da yapamıyorum- görmez, seçimini yapar ve Raikkonen'e bindirir, Kubica yarışı kazanır. Arkadan vuran hertürlü suçlu kuralı F1'de de işler, Hamilton sonraki yarışa en fazla 10. sıradan başlayabilecek.

Pavel Pogrebnyak


Zenit Uefa Kupasını alırken dikkat çekmişti Rus forvet. 2007'den beri iyi bir gol ortalamasına sahip, Fatih Tekke'yi de klübeye iten kule tipi forvet. Arshavin'e sahip olmanın sefasını ilk Kerzhakov sürmüştü, sıra Pogrebnyak'ta gibiydi ama kupada attığı 10 gole rağmen yarı finalde sarı kart görmesi Uefa finali görememesine yol açtı. Fatih'te final gördü sayesinde, yine onun sayesinde Fatih Tekke niye çağırılmadı ki?! sözleri gördük bizde... Zenit'te olduğu gibi milli takımda da tek forvet oynayacaktı ki ikinci vitrin şansına da sakatlık engel oldu.

3 saat sonra Rusya'yıda göreceğiz. Spartak altyapı ürünü Pogrebnyak yerine, başka bir Spartak çıkışlı, başka bir 1.88'lik Roman Pavlyuchenko'yu izleyeceğiz Rusya kanatlardan hızla çıkıp topu içeri keserken. Malesef Arshavin'de olmayacak yani Rusya'da creativity yok. Arshavin 2 maç yok, yani Rusya ilk iki maçta hücum gücünün büyük bölümünden yoksun olacak. Hiddink'i çok yormamalı, hazırlık maçlarında da izlediğim kadarıyla İspanya fazla sabırlı bir takım, karşısında mücadeleci bir takım olacak, Rus orta sahasının bezdireceğini düşünüyorum. Bu grubun şeklini belirleyebilecek maç bu değil.

Ruslar için etkileyici bir oyuncu olmadı 26 yaşındaki Pavlyuchenko, çoğu zaman Spartak'ta da olduğu gibi milli takımda da ikinci tercih durumundaydı ama artık işler değişti. Yedek konumundayken elemelerde dikkat çekmişti, İngilizleri eleyen oyuncu olmuştu Ruslar için. İyi olmak zorunda, güzel bir şans yakaladı, Ruslar gruptan çıkarsa Spartak'tan kopar gider. Olmayanlardan bahsettik, Pogrebnyak'ı UEFA finalinden eden sarı kart kuralı Euro 2008'de olmayacak, yarı finalde rahat rahat sarı görülebilecek, ne güzel.

09 June 2008

Yuh Artık

Show tv'de Kupa Gecesi diye bi program, bilmiyorum Euro 2008'le de ilgileniyorlar galiba benim gördüğüm 4 büyüklerin transfer haberlerini veriyorlardı. Edu'ya bilmemkaç Avrupa klübü talip olmuş, BJK'nın Nuri transferinde Annesi pürüz çıkarmışmış, Avusturya'nın Nurisi Veli Kavlak ile anlaşılmışmış, Trabzon 10 oyuncu almış ve transferi yüzde 97 oranında tamamlamış... Bomba ise GS'den geldi. Bugün yeni teknik direktör açıklanıyormuş, büyük ihtimalle Alain Perrin olacakmış ve internetin yükselen ansiklopedisi wikipedia'da duyurulmuş bile. Bunu söyledikten sonra bu resmi getirdiler ekrana...

Bu nasıl bi cesaret anlamıyorum. Bu spordan, bu işlerden bu kadar uzak olamazlar herhalde, e peki böyle birşeyi kaynak göstermekten üstüne de bu resmi göstermekten nasıl utanmıyorlar. Sırf bu sebepten, gelme Perrin!

08 June 2008

Myhre ve Nikopolidis


İlk gün sürprizlerle başladı. Alex Frei gözyaşları ile veda ederken Çek'ler ders verdi. Avrupa Şampiyonalarının saygın takımı, elemelerin lideri olarak gelen Çek'ler e saygı duyulmuştur inşallah bizim ülkede. İsviçre'nin sıkı savunması geriye düşünce başka hiçbirşeye sahip olmadıkları imajı verdi bana. Direkten dönen toplarına rağmen, çaresizlerdi son 20 dk. da. Frei'nin yokluğu önemli, forvet mevkileri sıkıntılı ve geriye kalanlar sıradan oyuncular.

Portekiz'i en kolay maçımız olarak görüyordum grupta, görüşüm değişmedi ilk maçlardan sonra da. Geriye kalan 2 rakip ''takım''.. ya biz? Yenilgi, fark yeme, gol kaçırma vs. problem değil ama daha ne oynayacağı nasıl oynayacağı belli olmayan bi takımımız var. Sinirimi bozan ise galiba herşeye rağmen maça, Portekiz'i de düşünerek umutla girmiş olmam. 4-3-3 diyip başka bişey demeyip kafa açmak, Servet'i oyun kurma zorunluluğu altında bırakmak, mağlup duruma düştükten sonra bile savunma 4'lüsünü -hattaa çoğu zaman Aurelio'da fazla yakındı- ileri çıkartamamak, Emre'yi ilk yarı ileri çıkartmamak ikinci yarı ise tam ihtiyaç olunan anda, geri düşmüşken oyun kurması için geriye getirmemek affedilecek, eleştirilmeyecek şeyler değil bana göre. 2 yarı 4-5-1'e döndükten sonra Kazım için sevindim sadece, daha verim alabilecektik ama zihniyet değişmeyince, forvetsiz oynamaya devam edince birşey yapabilmesine imkan yoktu. Tuncay'a ona buna ayakları birbirine dolaştığı için kızamam, sövemem ama sabit fikirli terim'e Yıldıray'ı elediği için hertürlü söverim. Yıldıray'ı eledikten sonra insan utanır da 4-5-1'e dönmez en azından. Bir şekilde Türk olupta Yıldıray ve Nuri dışında pas atabilen bir adam tanımıyorum ben bilmemkaç milyarlık dünyada...

Bu takımın çalıştırıcıları da dahil değişilmez tek isimleri Nihat ve Yıldıray'dır - anladım ki biraz da Kazım- geri kalanların hepsinin özellikleri ve artıları benzer, alternatifleri bulunabilir ve eksiklikleri de aynı. Farklı olan 2'linin birini yollayıp da ilk maçta çaresizlikten başka birşey göstermeyen bir hoca'ya da alternatif bulunur. Yenik durumdayken bile, forvet oyuncuları top almak için geriye gelmek zorunda kalırken ve topla atağa çıkarken aynı zamanda hücumun en önündeki oyuncu olabilmesine alışamadım. Arkadas 2 kişi ilerde beklemez mi, 1 kişi diğer taraftan koşmaya başlamaz mı 1'i yardıma gelmez mi...! Görüşüm değişmedi, İsviçre ve Çek'ler yenilmez, zaten biz de elemelerde de görüldüğü gibi birilerini yenebilecek bir takım değiliz. Milli takım için keşke, allah izin verirse, neden olmasın, şöyle olsa, böyle olsa'lardan başka söyleyecek birşey yok... Şimdi 2 stoper'de sakatlanmış 4 savunmanın 3'ünün olmaması birşeylere zemin hazırlar, öyle yada böyle savunma yapamıyor olsak da... Suçu Nikopolidis ve Myhre'ye atmak en mantıklısı

07 June 2008

06 June 2008

Ronaldo Pası Verdi...


United ve Real, Ferguson ve Real, United'lılar ve İspanyol basını çarpıştı, sürtüştü durdu ve sonunda Ronaldo konuştu. Pek konuştu sayılmaz aslında, ben artık Euro 2008'e geçiyorum siz turnuva sonuna kadar, turnuva dışında da Ronaldo'yu düşünün dedi. Bugüne kadar hiç düşünmedim Real v United çekişmesini, sevmem transfer dedikoduları ile uğraşmayı birde United sevgim eklenince ''nereye gidiyo yaa!'' dedim geçtim.

Brezilya gazetesi Terra, Ronaldo ile röportaj yapmış ve '' Eğer söyledikleri gibi United'ın istediği bedeli ödeyeceklerse, Real'de oynamak isterim'' cevabını vermiş. Yoruma açık bir cevap tabi, görüntüde hiçbirşey için yeterli değil, garanti bir pas olur en fazla bu cevaptan. Şu durumda pek birşey çıkmaz. Ferguson bırakmayacağını söylüyor, Glazer'lar da benzer tavır içinde, Calderon kendine güveniyor ama artık bekliyor.

Perez'in başkanlığında istediğini alan bir Real vardı, United'dan da 2 oyuncu almışlardı ama şimdi durum farklı. Calderon elinden geleni yaptı, büyük ihtimalle parası da var ama Fabregas ve Ronaldo'nun geçen yaz versiyonu Kaka transferlerini bitiremedi. Son seçim vaadini de yerine getirmezse taraftar için alışılmadık bir durum olması muhtemel. Ferguson Beckham ve v Nistelrooy'u satmıştı ama açıklamasına göre o zaman onları satmak istiyordu, Ronaldo'yu değil. İş Ronaldo'da biter gibi, transferin gerçekleşmesi için onun İngiltere'yi istemiyorum demesi gerekir. Ferguson gitmek isteyeni tutacak yapıda biri değil, ne kadar bu en iyi takımım demiş olsada, bu takımla bırakacak olsa da değişmeyecektir diye düşünüyorum. Ronaldo United'ı istemediğini açıklarsa Real de bastırır ve Glazer'lar güzel bir bedel biçer ki bu bedel Daily Telegraph'a göre 100m euro.

Peki ya Ronaldo ne yapar? Bu açıklamadan önce United'ın Nijerya'daki tanıtım maçına -P'mouth ile- katılmayacağı açıklandı. Sonra Ferguson'un Fransa tatilini kısa kesip Cenevre'ye Ronaldo'yu ziyarete gitme isteğini reddettiği haberi çıktı. Üstüne de bu açıklama transfer bilmecesinin zirve yapması için yeterli gibi. David Ginola konu ile ilgili soruya, ''Ronaldo gençliğinde kariyerinin bir bölümünde mutlaka Real'de oynamanın hayalini kurmuştur'' diyor. Şuan için bu hayalin zirvede olduğunu düşünmüyorum. Ne kadar Real'e göre, Ronaldo ile haftalık 200.000sterlin gibi bir paraya anlaşılmış olsa da Ronaldo, Ferguson tarafından keşfedildi, kazancı neredeyse 70 kat arttı ve ''7'' ye hemen sahip oldu. Nasıl bir gelişim geçirdiği ortada, Dünyanın en iyi futbolcusu olurken United'ın içinde, Ferguson'un kontrolünde olması yadsınamaz. Dünyanın en iyi ligini, şu anda en iyi takımını bırakmayacağını düşünüyorum. Ronaldo zeki bir adam, şu ana kadar kendini çok iyi yönetti ve işler çok iyi giderken böyle bir kırılma noktasını göze almak istemeyecektir.
Devamı Portekiz turnuvayı tamamladıktan sonra...

Tottenham Devrimi

Rooney'i dünyanın parasına okutmuş Moyes'in Everton'una rağmen İngiltere'de ilk 4'ü bozabilecek tek takım olarak görülür Tottenham bir süredir. Geçtiğimiz sezona başlarkende benim için benzer görüntüdelerdi, tabi savunma bozukluklarını göz ardı ettiğimi anlamam uzun sürmedi. 125. yıllarını kutladıkları 07/08'i Carling Cup şampiyonluğu yani UEFA'ya katılım hakkı dışında kötü bitirdiler. Ama incelenen nokta transfer olduğu zaman Avrupa'da sezonun en dikkat çekici takımı oldular. Sezonu açmadan kadroyu gençleştirmeye yönelik transferler yaptılar. Darren Bent'e başına rahatlıkla ''astronomik'' eklenebilecek rakam 23m, 20'sine gelmemiş sol bek Bale'ye 14m, Alman Kevin Boateng'e 8m ve Fransız savunma Kaboul'e 12m euro ödediler. Bale dışında -ki o da uzun süreli sakatlıklar geçiridi- diğer oyuncular hiçbir zaman as takım elemanı olamadı. King'de sakatlanınca ki savunmanın en kritik elemanı idi, Kaboul monte edildi ama tecrübesiz Fransız'dan verim alamadılar. Devre arası transfer yapmalarını bekliyordum, yine yoğun geçirdiler, savunmayı toparladılar. Woodgate, Rangers sağ bek'i Hutton ve Hertha'dan Gilberto ile yaklaşık 30m euro'ya savunma toparlandı. Ramos'un gelişi ve transferler ile gelecek sezon için yine aynı umutların beklenmesi normal. Zaten Lig kupası da kazanıldıktan sonra takımın formu da dikkate alındığında Tottenham için söz konusu olan tek şey 08/09 idi.


Juande Ramos yönetiminde transfer beklemek, eski ligine hatta eski takımına yönelmesini beklemek normaldi de astronomik transferler beklemiyordum açıkçası. 07/08'i 90-100m euro arasında para harcayarak kapattılar. Sözkonusu Premier Lig olunca bile normalin üstünde bir rakam bu. İlk 4 bile bu rakamlara oynamıyor transferde ki Tottenham bir yabancı tarafından da satın alınmış değil. Bunun üstüne birçok büyüğün talip olduğu, Luka Modric'e 20m euro civarı bir bedel ile klübe kattılar sezon bitmeden ki bu rakam öncekine dahil değil. Modric transferi sonra Keegan, Newcastle'da transferin ve tepeye oynamanın zorluğu hakkında içini dökmüştü basına. Birkaç gün öncesinde dos Santos ile ilgilendiklerini okumuştum, ciddiye almamıştım. Bugün anlaşma sağladıklarını okudum. Modric ve Giovani transferleri ile de klübün gençlere yönelik politikası sürmekte. 2005 yılında Dünya Gençler Şampiyonasında izleme fırsatı bulmuştum ilk, Ronaldinho-Messi sıralamasının 3. ayağı idi ama muthiç yeteneğine rağmen yedek olmanın üstüne çıkamadı bu sezonun karışık Barça'sında. Transfer ücreti de komik geldi bana, henüz 19'unda, daha fazla gelişmeye müsait ama bonservis bedeli olarak 4.7m sterlin ödenmiş, ücret 8.6m sterlin'e kadar artabilecek ve Barça'nın %20'lik bir hakkı da saklı. Messi ve Ronaldinho'da olan birçok şey var genç Meksikalı'da, sol ayaklı olması da ne tip bir cevher olduğunu kanıtlar nitelikte. Bana göre şuan için yılın transferi Giovani dos Santos. Tottenham'da ilk 4'ü bozmanın ciddi adayı yine. Geçen sezondan daha ciddi hemde...

05 June 2008

Carlos Vela

Bu yaz Arsenal'in ilk transferiydi, tabi transfer dediysek çalışma izni alabildiği için. Bizim Nuri, Caner, Tevfik'in yıldızlaştığı U-17 Dünya Kupasının şampiyon Meksika'sında dikkat çekmişti Vela. Giovani Dos Santos ve Anderson yıldızlaşırken o da turnuvayı gol kralı olarak tamamlamıştı. Sonrasında Wenger transfer etti ama çalışma izni nedeniyle birkaç yıl İspanya'da kaldı. 07/08'i Osasuna ilk 11'inde geçirdi. Hızlı ve teknik bir oyuncu aynı zamanda akıllı ve bir forvet için yeterli derecede yaratıcı genç Vela. Osasuna'da sol açık olarak oynadı ama onlar da hücumu Arsenal benzeri kuruyorlar. Wenger forvet olduğunu belirtti, Eduardo'ya benzetti büyük ihtimalle Adebayor'un arkasında 08/09'da karşımıza çıkacaktır.

Daha önceden yazmayı düşünüyordum ama çok izleyemedim. Football Manager oynayanlar bilirler, oyunun fena gençlerindendir, biraz da o yüzden yazmadan önce tam izlemek istiyordum. Şuan Meksika v Arjantin maçını izliyorum, devre bitmek üzere Arjantin 3-0 önde. Vela,
Abondanzieri ve Coloccini'yi birbirine vurdu ve golü kacırdı. Şeytan kategorisinden genç Meksikalıyı Walcott ile birlikte Arsenal'de izlemek için sabırsızlanıyorum.
edit : Meksika Sven Goran Eriksson ile anlaşmıştı, maçın ilk yarısında tribünde idi.

Old Trafford'a Nasıl Gelecek


Bizdeki Emre transferi benzeri United efsanelerinden Mark Hughes, Man. City'nin yeni teknik direktörü oldu. Yetiştiği, en çok formasını giydiği, en iyi olduğu ve efsaneler arasında sayılırdı futbolculuğunda United için, Ferguson sonrası gelebilecek isimlerin de başında olduğunu düşünüyordum. Malum Hakan Şükür'de bıraktı bırakacak, polemik konusu mu kalmadı nedir oturduk Emre ile uğraştık... City web sayfasına baktım gayet rahat yazmışlar United'da geçirdiği dönemleri...

Goran Eriksson'un kovulması bu City'den bişey olmaz dedirtmişti bana ama iyi bir adım attılar, ada'nın en iyi teknik direktörlerinden birini aldı Shinawatra. Jack Walker devrimini anlatmıştık, ondan sonra sıradan bir takım olan Blackburn ile iyi işler yaptı. Oyuncu idaresi ve transfer'de de çok başarılı oldu, büyük bir bütçeye sahip olmamasına rağmen Santa Cruz, McCarthy, Samba, Bentley, Gamst Pedersen gibi oyuncuları yıldız yaptı. Man. City'de daha rahat olacak, kendini bana göre hak ettiği yere gelmek için daha fazla şansı olacak. Premier Lig'de transfer harcamaları için baraj 50m sterlin olarak kabul edilebilir, Hughes yeni klübünde bu meblağ'ı geçecektir. Kontrat yenilenecek oyuncular olduğu gibi gönderilecek oyuncular da var, Ronaldinho ve CSKA'lı Jo klüp ile adı geçirilen oyuncular. Açıkçası Bentley, Samba ve Santa Cruz gibi eski önemli oyuncularından City'e gelen olur ise şaşırmam. Transfer'i bekleyip göreceğiz ama şuan için aklımdaki City 08/09 için geçen sezon olduğundan daha büyük merak uyandırıyor. Old Trafford'da Ferguson ve eski oyuncusu Hughes'in karşılaşacağı derbi de... Malum bu sezon United için muhteşemdi, City'e iki kez yenilmeleri dışında.

Para Böyle Basılır


Resimdeki keyifli arkadaş 87 doğumlu Martin Caceres. Nasıl keyifli olmasın Uruguay'da oynarken, Villarreal seni kapsın, sezonu Recreativo'da geçir, takım ligi iyi bitirsin sonra Katalunya... Barça 08/09'un 3. transferini de savunmaya yönelik yaptı. Malum Puyol&Thuram yaşlandı, Oleguer de bir süre sonra politikaya geçer. Gerard Pique'den sonra savunma biraz daha gençleşti Caceres ile. 21 yaşındaki stoper Güney Amerika U-20 şampiyonasında dikkat çekmiş, turnuvanın en iyi savunmacısı seçilmiş, geçen yaz FIFA Dünya Gençler Şampiyonasında da oynamış.

Villarreal, Uruguay'dan bedelsiz getirdiği genç ile hiç uğraşmadı, Huelva'ya kiraladı ve El Madrigal'e gezmek dışında hiç çıkmamış bir oyuncudan 10m euro kazanmanın keyfini sürüyorlardır herhalde bu zamanlar. Transfer Barça'ya 16.5m euro'ya maloldu, paranın geri kalanı Recreativo ve eski futbolcu yeni iş adamı Daniel Fonseca'ya.

02 June 2008

-4


Euro 2008'e 4 gün kaldı, Almanya'nın ilk maçına 6 . Sylwia Klose, Petra Frings ve Lena Borowski'de orada olacak.

Inter'in Yürüyüşü


Inter'in Liverpool eşleşmesinden beri aklımızı meşgul eden Mourinho ve Inter ikilisi sonunda bir araya geldi. İngiltere ve İspanya dışında izlemek istemiyordum Mourinho'yu, Chelsea'ye tekrar dönmesi bile hoşuma giderdi de Guardiola terfi ettikten sonra Inter'den başka alternatif de yoktu. 2 senedir şampiyon olmalarına rağmen ilgim artmamıştı Inter'e, Serie A'ya olduğu gibi. Mourinho'nun gelişi mutlaka Inter'e bakışımı değiştirecektir, iyi sonuçlar aldıkça ilk sezonda keyifli geçecektir ama sonrası için Mourinho'nun işi Chelsea'dekinden daha zor.

Mourinho ile aynı dönemde bir kontrat yenileme ile de dikkatleri topladı Moratti. Zlatan'ın kontratı 2013'e kadar uzatıldı, İsveçli yıldız yıllık kazancını ikiye katladı. 08/09'u 11m euro kazanarak kapatacak, sonrası için ücret 12m euro. Yıllık 6m'dan 12m'ya yükseliş'i açıklamak zor, gövde gösterisi der geçerim.

Mourinho'nun gelişi ile Inter'den büyük transferler beklemek normal. Moratti'nin yeni teknik direktörüne 100m euro üzerinde bir bütçe sunabileceğini okudum, Chelsea'den gelen olacak mı merak ediyorum. Bu yaz özellikle transferleriyle güzel geçecek gibi.

Zlatan yeni kontratı ile Kaka'yı da bayağı bir solladı, Serie A'nın açık ara en çok kazanan futbolcusu oldu. Inter kadrosunun birkaç yıldız ile güçleneceğini de düşünürsek Kaka için t-shirtlerinin üzerinde yazandan fazlası gerekecek, daha fazlası için koşmalı... Çünkü Inter'in yürüyüşü başladı.

Allah Versin


Beyinin Dışişleri Bakanlığı döneminde konutu yenilemiş, beyi Cumhurbaşkanı atanır da hanımefendi durur mu, ülke parlementer sistem ile yönetiliyor, cumhuriyet, demkorasi vs. sosyal devletiz bu arada uzun süreden beri, insan onuruna yakışır bir yaşam sağlamakla yükümlü devlet. Yüzde bilmemkaç'lık oranda oy ile seçmiş halk, sonra da Cumhurbaşkanı atanmış beyi, demokratik sistem konut vermiş hanımefendiye babasının çiftliği gibi kullanma hakkını niye vermesin.

Sezer'ler döneminde hiçbirşey görmediysek, o makamın böyle bir iktidar döneminde, Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yürütmenin çok hızlı çalıştığı bir dönemde büyük bir hukukçu tarafından yönetiminin nasıl kritik olabileceğini gördük. Tarihimizde o makamın sahip olduğu geri çevirme yetkisinin en çok kullanıldığı dönem oldu, kanun tekliflerinin üstüne atamalarda da Sezer'in gidişinden sonra nasıl bir hızlanma, vekaletenden asaleten'e dönüşünü gördük... Diyorum ya hiçbirşey görmediysek zarafet'i gördük Sezer'lerden... O dönemde köşkün internet erişimi hızının bile kısıldığını görmüştük harcamaları azaltmaya çalışırken, eleştirilmişti ''internet önemli, o kadar da değil'' diye. Bu dönemde arabaların değiştiği ve çiftlendiğini, özel güvenlik biriminin aktif hale getirildğini görmüştük, şimdi de hanımefendinin Cumhurbaşkanı konutundan çok daha fazlasını, tarihi barındıran Çankaya Köşkünü değiştirme isteğini gördük, 10'larca trilyonluk bütçe ile hemde, mevzu yeni değil net rakamı mutlaka görmüşsünüzdür.

Bu ülkede herşeyi gördükte bu makamda ''görgüsüzlüğü'' görmek çok ağır geliyor. Bunun üstüne Dolmabahçe'den eser seçme yüzsüzlüğü bir sonraki döneme bırakılır herhalde.

FIFA'nın 6+5'ine Uyan?

Nasıl uyulabilir ki? Premier Lig olarak dünyanın açık ara en karlı ligi olacaksın, zengin klüp başkanları, sahipleri olacak, başka klüplerin ilk 11 oyuncularına ödeyemeyeceği bedeller ise klübeye ve alt yapıya transferler gerçekleştireceksin.. Ligin hakkını vermek için, daha izlenilebilir daha iyi ve güçlü olmak için fark yaratmak için en güzel çözüm para saçmak herhalde. Resimlerde 6+5 4 Büyüğe uygulanmış. İngiltere genelindeki durumu burada göstermiştim. Almanya'da büyükler sınırda, İspanya'da Barca dünyada açık ara altyapıya en fazla para harcayan takım olsa bile uymuyor, Real uymuyor, Inter'liler büyük ihtimalle karara gülüyorlardır. Altyapıdan Balotelli harici -ki İtalyan vatandaşlığını 18'inde kazandı- Andreolli'den başka oyuncu çıkaramamış, kadroda 2 yedek kaleci ile birlikte sadece 3 İtalyan barındıran bir takım 3-4 yılda nasıl uygun hale dönecek, Serie A'yı sömürmek için ne kadar harcayacak? Türkiye ve Almanya misali iyilerini satan küçükler Blatter'in sağlamaya çalıştığını söylediği güç dengelenmesine nasıl erişecek?

Tottenham 07/08'de 9-10 oyuncuya bonservis ödedi, bunların 7'si İngiliz değil, Modric'de dahil değil. 23 yaş ve altındaki yabancılar Bale, Hutton, Taarabt(bonservisi alındı), Kaboul, Boateng'e 40 küsür milyon euro harcadılar. Arsenal.com'da Rezerv takımın sezon değerlendirmesi yer alıyor, takımın yarısına yakını -Danimarka, Portekiz, İtalya, Norveç, İspanya, Polonya- yabancı. Benitez İspanyolları, Arjantinlileri, Macarları genç takımda yetiştiriyor... Yabancı mevzusunda mutlaka bir değişim olacak gibi, Blatter'inkinin olmayacağını düşündüğümden bence iyi de olacak, altyapılara verilen önem mutlaka artacak.

6+5


Geçen hafta bilgi vermiştim, cuma günü yapılan FIFA Kongresinde merakla beklenen karar açıklandı ve FIFA 6+5'in arkasında durdu. Avrupa Birliği yasalarına aykırılığa rağmen sürede bile geri adım atmadı ve 40 eksik 155 evet, 5 hayır oyu ile 2013'te tamamen geçilmesi kararı alındı. Kolay değil, Jean Bosman sonrası futboldaki en büyük değişim sayılır bu karar. Avrupa Birliği doğal olarak geri vites yapmıyor, Premier Lig'de öyle tabi Platini'nin işi ise zor. Milli takımları kurtarma veya güç dengesi sağlama olarakta adlandırılabilecek bu karara Fransız'ın yorumu düşüncenin arkasındayız olabiliyor. Mevcut Avrupa Birliği yasalarını tanımama anlamına gelecek değişiklik, serbest dolaşım vs. hakkı çerçevesinde birçok dava anlamına gelebilir.

6+5 Ne Demek?

Takımların ilk 11'lerinden 6 oyuncunun o ülkenin milli takımında oynayabilecek durumda olmalı.

Takımlarda ve yedek klübelerindeki yabancı oyuncu sayısı ile ilgili bir sınırlama olmayacak. (Yani takım 6 yerli ile sahaya çıksın da klübe ve kadroda istediği kadar yabancı oyuncu bulundurabilsin, oyuncu değişikliği hakları ile de sahadaki yabancı oyuncu sayısını arttırabilsin)

Nasıl Olacak?

Avrupa'da kaos olmaz ise 10/11 sezonu ile hayatımıza girecek, 12/13'te tamamiyle uygulanacak;

2010-2011 : 4+7
2011-2012 : 5+6
2012-2013 : 6+5

Şu ana kadar okuduğum açıklamalarda İngiltere'deki birçok yönetici bu karardan memnun değil, İspanyol oyuncular şikayetçi değil -ki genelde de en azından şu zamanlar için oyuncu yaklaşımı bu şekilde olur herhalde- Cassilas, Real kotaya uymasa da arkasında, Iniesta ve Raul Albiol'da öyle. Avrupa'da Avrupa Birliği dışında, genel kanı bir harmanlama olması yönünde. Yani artık Platini'nin 25 kişinin 8'i klüp tarafından yetiştirilsin'i makul bulunuyor. Tabi bu kural zengin klüpler için de gayet güzel, 15-21 yaş arasında al, 3 sene eğit ve bu sınıfa dahil olsun. Blatter'in radikal önerisini makul bulmuyorum, futbolu yabancı sınırlamaları öncesinde de seviyorduk ama serbest hali ile daha zevkli, renkli. Milli takımlar'ı güçlendirme noktasını pek ciddiye almıyorum, bir yandan ülkeler sakatlanan oyuncular için para ödesin, hazırlık maçları azaltılsın gibi konular konuşulurken ve klüp takımı turnuvaları her şekilde milli takımlarınkinden üstün iken nasıl önemli bir değişim olarak savunulabilir ki?

Muhtemelen karar değişime uğrayacaktır, biz de daha çok Brezilya'lı, Arjantin'li, Afrika'lıyı vs. izleyebileceğiz.. Ne yani Barcelona'da Laudrup'un yedek, Hagi'nin transfer olmak zorunda olduğu United'ın Schmeichel'i daha geç kullanabildiği zamanlar daha mı güzeldi?

01 June 2008

Capello'nun Kaptanları


BBC futbol'da birkaç gündür işler kesat gibi. Transfer olmayınca, İngiltere'de Euro 2008'de olmayınca e adamlar transfer dedikodularını da ayrı bir yerden verince ana haberler United v Real savaşı ve Chelsea'ye hayır diyenler dışına çıkamıyor. Bugün İngitere'nin 2. hazırlık maçı var, İngiltere'nin hazırlık maçı demek yeni bir İngiltere kaptanı anlamına geliyor. Capello, alışverişe çıkmanın zulüm olduğu bi bayan gibi, kaptanını deneyerek seçiyor. Bugüne kadar Gerrard, Ferdinand ve Terry 1'er maçlık denenmişti, bugün Trinidad&Tobago karşısında 100'ler klübüne girmiş Beckham kaptanlık yapacak.

Capello bu 4'lüyü kaptanlık için aklındak isimler olarak değerlendirmiş, Gareth Barry'de beklenen isimler arasında idi ama sanıyorum ona şans kalmayacak. Rooney'nin kaptanlığı ilgili de daha erken demiş. Beckham 2000'de kaptanlığı almış, 2006'da kendi isteğiyle bırakmıştı tabi sonra McLaren onu milli takımdan ayrı bırakmıştı. H.içi 2-0 kazanılan USA maçında 100. kez forma giymişti, şimdi milli takıma dönüşünün üstüne pazubandınada kavuştu, tabii sonrası meçhul...

:)


Forumda gördüm, çizeri bilemiyorum da çook güldüm