21 June 2008

Come-back Kings

Çek maçında 2-0'dan sonra hislerimize tercüman olmuştu Lig tv yorumcusu Rıdvan, 3-2'den sonra ne yapmıstır bilmem. Dün maç öncesi tv'de gezinirken Habertürk'te Ali Okancı, Okay Karacan, Cem Yılmaz ve Sociedad U-19 t.direktörü Tayfun Korkut'un sohbetine denk geldim, ortak yorum ''üst üste 3 kere de geri dönülmez'' idi... Bir futbol takımı sözkonusu olunca konuşmak bu denli zor olmamıştır herhalde, hiçbir futbol takımı bu kadar şaşırtmamıştır hiçkimseyi.

Ben İsviçre maçından sonra konuşamıyorum, içimde hep garip bir his var: Birşeyler olur ve birşeyler mutlaka değişir zaman yeterli gelir ise. Dün 118'de çok sakindim, koltuktaki pozisyonum, ekrana bakışım değişmedi, Rüstü'ye karşı hislerimi seslendirmedim. Garip bir şekilde gol bekliyordum zaman yetmeyecek gibi olsada. Bu kez gerçekten imkansızı başardık, Bilic ve kurmayları, hakemler, yorumcular vs. o 3 dakikada herşey durdu sanki, zamanı da yendik.

İnanmak yeterli gelmedi bana hiçbir zaman. Yani galibiyetler nasıl sadece inanç ile motivasyon ile açıklanabilir ki? Buna şans da eklenince birşeyler ifade ediyor artık ister istemez oyunu çözerken, ''futbol'' ise detaylardan çekip çıkartılabiliyor ancak. Euro 2008'in rengi olduk Hollanda ile birlikte, neredeyse hep kötü oynasakta bir tavrımız oldu, Fransa, Yunanistan, İsveç, İsviçre vs. gibi sıradan bir takım olmadık. Nikopolidis ve Mhyre'den sonra direkler, Cech ve 120+2'ye rağmen kimsede olmayan ve asıl istenen şeyi, heyecan'ı en iyi biz yaşadık. Çok şey öğretti bana Milli takım, Almanya'dan sonra yazarız.

15 June 2008

Jeton is Parachuting

Volkan
Hamit - Güngör - Servet - Hakan
Tuncay - Aurelio - Topal - Arda
Nihat - Semih

Çek maçı 11'i bu şekilde olacakmış. Kazım-Tuncay değişikliği gecikmez ise çok güzel 11. Güngör hakkında birşey söyleyemeyeceğim ama güveneni çok,merakla bekliyorum. Hamit'in gerideki durumu bu maç biraz daha kritik olacak, Çekler İsviçreye kıyasla kanatlardan daha fazla rahatsızlık verecek.

Euro 2008'de bir ilk, beraberlik sonucu penaltılara gidilecek. Cech v Volkan kıyaslamaları görüyorum. Cech dünyanın en iyisi ama penaltılarda değil, Volkan Sevilla'da kendini ispat etti benzeri beylik laflar dönmekte. Bugün ntv'de Emek Ege, Cech'in ''Ben çok sayıda penaltı kurtardım ama daha fazlasını yedim'' benzeri sözlerine yer verdi. Penaltı'yı düşünerek maça çıkarsak kaybederiz, Türk takımı savunamaz görüşümü hatırlatmak isterim. Penaltılara gelirsek Volkan veya Cech'i düşünmedim ama takıma güveniyorum, Fatih Terim'e güveniyorum. Herşeye rağmen gazcı özelliği ile avantajlı başlarız penaltılara, daha erken bitiremezsek.


Déjà Vu

2006 Şampiyonlar Ligi - Final



Euro 2008 - Fransa v Hollanda

Hücum : 2 - 0 : Savunma

İlk maç önemliydi benimi için, istekli geçtim tv karşısına. İspanya'nın Rusya önündeki farklı galibiyeti umut vermemişti ama beklenti vardı yinede. İspanya'yı görmek için önemliydi maç, hücum eden takım sayısının 1 artması demek olabilirdi günun ilk maçı. Erken gol bekliyordum maçın güzelleşmesi için ama erken eşitlenmesini hesaba katamamıştım. Silva önderliğinde iyi gözüktü İspanya, topa sahip olma hastalığı sürsede son paslar iyi gibiydi, sanıyorum biraz da İsveç'in oyunundan 1-1'e kadar memnundum gidişattan. Eşitlik sonrası İsveç asıl görüntüsüne dönmeye başladı, ilk yarı bitene kadar taraflar 20 pas yapmadan topu bırakmadılar. 2. yarı Ibra'nın çıkmasıyla tamam dedim gidişat belli oldu, İspanya atar biz kazanırız. İspanya topa tamamen sahip olmasına rağmen sarılar Yunanistanı çatlatırcasına oynadı. İsveç'i bir şekilde kabullenebiliyor insan -sövmeyi eksik etmesede- ama İspanya'nın bıktıran paslaşmaları keyif falan bırakmadı. Tamamiyle alanına yerleşmiş İsveç'i bitmek tükenmek bilmeyen hazırlık paslarıyla ve bir tek Silva ile aşmaya çalışmanın gol atmayı istememek dışında bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum.

İspanya'nın en çok koşanı olmuş Silva, şu istatistiğin tv'den izlerken aklıma yattığı ender anlardan biri oldu. İsveç'te aynı istatistiğin 2.si Henrik Larsson imiş, kaç kez topa değdi acaba? İspanyol oyuncuların oynadıkları oyundan hoşnut olduklarına inanmak istemiyorum. İlk maçta oyundan çıkarken fena halde keyfi kaçık Torres'i 2. yarıda bir kere gülerken görmedim, bendeki bitsede gitsek ifadesi yansıyordu sanki ekrana, Torres ekrandayken. Şiir gibi pas yapabilen bir takımın, 1.5 forvet ile oynarken bu kadar rahat olmasını anlayamıyorum... İsveç yanlış hatırlamıyorsam 2. yarıdaki ilk tehlikesini 79. dk.da yarattı, sonrasında bir kez daha gittiler ama İspanyollar gibi onlarında oynamaya hevesi/gücü kalmamış gibiydi. Derken Yunanistan maçında İsveç'in başına gelen bu sefer İspanya'ya oldu ve inanarak yazmasam da Villa'nın son saniye golü ile İspanyollar turu geçti. Son dakika golü ile hem İspanya, hem de Over 2.5 bahislerim tutmuş olsa da sevinemedim.
İlk maçtan sonra 2. için enerjim kalmadı, sabaha kadar berabere ve 2 gol çıkarsa şahane diyerekten başladı maç. Yunanistan'ın yenilmeyeceğini düşünüyordum, hatayı Hiddink'i hafife almakla yaptım sanıyorum. Yunanistan'ın avantajlı olduğunu düşünürken ya ilk golü Rusya atarsa ne yapacaz? kafa karışıklı ile yapmıştım bahisi, aklıma gelen başıma geldi. Rusya baştan sona üstün taraftı, kanatları iyi kullandılar üstüne nasıl hücuma çıkılır dersi verdiler en önemli silahları olmamasına rağmen. 2. yarı arka arkaya harcadıkları pozisyonlardan sonra biraz da Rossetti Yunanın canını sıkmayacak düdükler çalınca 1-1 olur mu dedim ama yine Yunanistan'ın gol yedikten sonrası ile ilgili bir bilgisi olmadığını gördüm. Ev sahibinden sonra son şampiyon da net bir şekilde veda etti. Yunanistan'a dair akılmda kalan taraftarlarının garipliği oldu. İsveç'ten sonra Rusları da ''hadi ne bekliyosunuz hücuma çıkın, bizimkiler kapandı bekliyo! çıkın da topu kaybedin!'' şeklinde ıslıklamaları buraya fazla olduklarının başka bir göstergesiydi. Son maçta İsveç'e beraberlik yeter, bu da maçtan fazla birşey beklememek için yeter.

14 June 2008

İspanya v İsveç


Turnuvaya aynı gruptan gelen ikili, lideri belirlemek için oynayacaklar. Birbirlerini iyi tanıdıklarını düşünüyorum, İspanya son mağlubiyetini 2006'da İsveç'ten aldı, içerde rövanşı alarak Euro 2008'e geldi. Maçın benim için önemi turnuvada Hollanda dan başka sarılacak bir takım daha olup olmadığı. İspanya kağıt üzerinde en gözalıcı kadroya sahip ama Aragones yönetiminde temkinli olmayı tercih ediyorlar. 2 takım da çok iyi forvetlere sahip, bana göre turnuvanın en iyi forvetlerine sahip takımları karşı karşıya gelecek. İspanya topa sahip olmaya fena halde takıntılı, kapasitelerinden daha az sayıda fırsat yaratabiliyorlar. 2. Hollanda dememin nedeni ilk maçta 4 gol atmalarına rağmen Rusya'nın durumu yanıltıcı olabilir, ki zaten o Rusya'ya karşı bile kontra atak'tan fazlasını yapmayı denemediler. Aragones'in 4-4-1-1 takıntısı da başka bir soru işareti.

Bugün kadrolarda zorunluluk dışında değişiklik olmayacak. İsveç'te Alexandersson ve Wilhelmsson'un sakatlıkları nedeniyle orta alan arızalı. Elmander'de hazır olmayabilir bu durumda kanatta Elmander, Rosenberg veya Birmingham'lı Larsson'dan birini göreceğiz. İsveç topun İspanya'da daha az kalmasını amaçlayacaktır, onun dışında doğru yerde basmalılar. Sarılar beraberliği iyi bir sonuç olarak göreceklerdir ve bu yönde mücadele etmelerini beklemek normal. Gerisi Ibra'ya kalır... Ben keyif almak niyetindeyim, bunun için gol kim atarsa atsın, gecikmemeli.

Fernando Torres

''Nunca caminaras solo, as they now say on Merseyside'' demiş Nike Torres'i Kop ve İspanya ile beslediği reklamda. Robben gibi 24'ündeki Torres, L'pool da ilk sezonu 46 maçta 33 gol ile tamamladı. 33 maçta 24 gol ile Premier Lig tarihinde ilk sezonunda en fazla gol atan yabancı oyuncu oldu ama Benitez'in sisteminde daha iyi beslenmez ise bu rakamlar olağan üstü olarak kalır, gider...

Batman & Robben

Batman'in hali ortada... Are u player!? dan sonrasını hatırlamıyorum, zaten Chelsea'ye geçişlerinden sonra Robin'den fazlasını hatırlayan da olmamıştır herhalde. Bi başka severdim bu adamı, açığı Ronaldo ile kapatıyoruz ama bu maç bir dönüş işareti ise Ronaldo'ya endeskli bir futbol keyfinden fazlasına sahip olacağım kesin. PSV'deki görüntüsü ile hastası olmamak elde değildi, hızı ve en önemlisi adam geçme yeteneği Abramovich diye biri çıkmasa büyük ihtimalle Ferguson'un elinde değerlenecekti. Abramovich'in Chelsea sonra da PSV'ye attığı kanca sonrası 2005'te İngiltere'ye geldi. Chelsea'de bulunduğu dönemde sakatlıklar hiç eksik olmadı ama özellikle ilk sezonunda muhteşem oyununu hatırlıyorum. Sakatlıktan döndüğü anda başlayan oyunu, gol ve asistleri ile sezonu yarısı kadar bile oynamamasına rağmen en değerli oyuncular arasında kapatmıştı. 2. ve 3. sezonlarında daha fazla şans buldu ama Mourinho etkisinin artması ile ilk sezonu kadar etki yapmadı bende. Arada iyi bir 2006 DK geçirdi ve sonrası Real. Sezonun en büyük paralarından biri ödendi Chelsea'ye, Real tarihinin de en pahalı oyuncularından biri oldu henüz 24'ündeki Robben.

2006 Dünya Kupasında v Basten'in en büyük kozu gibiydi, hücumu onun üzerine kurmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam Hollanda'nın gruplarda attığı 3 golden 1'i onundu ve takımın en iyisiydi. Tabi tek başına olunca Hollanda gruptan çıkmanın ilerisini göremedi. v Basten 2 maçın gösterdiğine göre çömezliği atmış gibi, Hollanda 2006'dan daha düzenli. Robben bu turnuva da da v Basten'in gözdelerinden olacaktır, Fransa karşısında oynadığı 45 dk. maçın en iyisi olmasına yetti, sakatlığı vs. de atlattığına göre sonrasında daha etkin rol oynayacaktır.

Oranje is the color of my Revolution

Özellikle elemelerdeki görüntüleri ile Hollanda sözkonusu olduğunda hissettiğim sadece kızgınlık idi. Sneijder, Robben, v der Vaart ve v Persie gibi hastası olduğum yetenekleri olan önlerine mevkisinin en iyilerinden v Nistelrooy'u koyabilen bir takım nasıl olur da az gol yeme özelliği ile anılabilir düşüncesi bile tek başına turnuvaya soğuk bakmaya yeterliydi. Turnuva öncesi ne kadar tahammül edebileceğimden fazlasını merak etmiyordum. Büyükler de savunma derdine düşünce, Milli takım da umut vermeyince 2006 DK gibi finali izlemek yerine dısarda kahve&sohbet'i tercih edersem şaşırmayacaktım...

En çok yanıltan takım Hollanda oldu, tek başlarına turnuvanın rengi oldular. Turnuva öncesi durumları ile ilk iki maçtaki görüntü kıyaslandığında savunmaya karşı hücumun başkaldırısı olarak görüyorum Hollanda'yı, futbolun içinde ama çok ötesinde bir yerdeler benim için. Araştırmak lazım tabi ama Fransa ve İtalya -kazansalar da kaybetselerde- büyük turnuvalarda kaç tane 4-5 gollü maç tamamlamışlardır acaba?

Fransa ve İtalya için söyleyecek hiçbir şey yok. Savunma yapamayan ve hücum için Toni'nin boyundan başka çaresi olmayan bir İtalya, savunma ile kafayı kırmış, hücumu unutmuş ve klüplerinde hücum denildimi ilk akla gelen oyuncuların mavi forma giyince toplamlarının bir adam etmeyeceği Fransa için ne söylenebilir ki... Dün Hollanda karşısında son 2 hazırlık maçları Kolombiya ve Paraguay'dan farksızlardı, gol atmanın lüks olma durumu devam etti. Thuram ve Henry için üzülmekten fazlasını düşünmüyorum, Sagnol sağ kanatta ölse üzülür müydüm acaba? Çabası Henry'e golü attırdı ama yenilen 2 golde direk hatası vardı Bayern'linin. İtalya maçlarını izlemem herhalde, utanmadan sahaya nasıl çıkacaklar merak ediyorum. Herşeye rağmen Fransa'yı İtalya'dan üstün görüyorum tabi sadece ikisi kıyaslandığında ama o maça beraberlikten fazlası yakışmaz.

Marco v Basten'i gördüğümde utanıyorum, turnuva öncesi sonuncu olur dediğim takım turnuvaya tutunmamı sağladı. Hücumcularından aldığı verim için ayrıca kutlanmalı v Basten. Kim ne kadar koştu istatistiklerinin boş olduğunun gösteren, dinamizm ve tekniği, golleri aynı takımda toplamış 2 maçlık görüntüye göre. Finalin bu maçtan daha güzel olacağını düşünmüyorum, sadece olası bir Hollanda v İspanya eşleşmesi daha güzel olacak sanki. Herşeye rağmen kariyerinin en keyifli ama rahat maçı olacaktır büyük ihtimalle bu zafer. Devre arası yaptığı Engelaar - Robben değişikliği bile birçok şeyin göstergesi olarak kabul edilebilir. İtalya'da olduğu gibi erken öne geçmenin avantajı ile büyük bir zafer olsa bile herşey istediğim gibi oldu demiştir büyük ihtimalle maçtan sonra. Fransa'nın geride bırakacağı açıklar ve hücumda etkili olamayacağını görmüş olmalı ki üstünlüğü korumanın en iyi ve kolay yolu farkı açmak diye düşündü ve hızlı hücum için en önemli koz Robben'i aldı. v Nistelrooy'a da değinmek lazım, 2. yarının büyük bir bölümünü orta saha ve forvet arasında oynadı, Real ve United'da olmazdı belki ama dün hiç sırıtmadı. Sneijder'i çok severim diyenler şut ve duran top becerisinin önemli payı olduğunu inkar edemez, golü maça çok uydu, kapak oldu. Benim için maçın Turuncu Devrim sonrası önemli bir yanı da Robben ve v Persie'ye hoşgeldiniz demek oldu.

Luca


2007'nin en iyisi, ödüller ve Real dedikodularından sonra geçtiğimiz sezonu takımı gibi silik geçirmişti. Ricardo & Caroline çifti Calderon yeni bir oyuncak bulduğundan biraz daha rahat olacaklar gibi, tabi Luca'yı görmezden gelirsek... Acaba Kaka'nın 2008 versiyonu Ronaldo sonraki yazı nasıl geçirecek?

Kazım-Richards

Portekiz karşısında Milli takım sahadan silinirken, canlı kalan tek oyuncu Kazım'dı bana göre. Servet'ten bahsetmeyelim artık... Sakat sakat oynaması, milliyetçilik ve motivasyon gibi sınıflara sokularak olumlu gösterilmeye çalışırken ''profesyonellik sınırları'' unutulmuş gibi. Uğur Meleke'nin ısrarla bahsettiği ligin son maçında nasıl sakat sakat oynar! durumu vardı, Terim'e de sormuştu ama gördüğüm kadarıyla Milli takımda da değişen birşey yok. Servet kurban olmaz ise problem yok, çabuk unuturuz biz ama ben yeni sezondaki Servet'i merakla bekliyorum.

Kazım, Terim'in seçimlerinden en çok hoşuma gidendi. Farklı bir oyuncu olduğunu ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyordum, aynı düşüncem 08/09'da da değişmeyecek. İsviçre maçı 2. yarısının takriben bir 10dk. sını ''Kazım'ı Al!'' diye söylenerek izledim. Sistem ondan gelecek verimi azaltıyor olsa da Çek maçında da ısrarla 11'de görmek istiyorum, Semih ile değerlendirilirse seyrine doyum olmaz... BBC Spor'dan Steve Wilson'un da dikkatini çekmiş genç oyuncu, Almanya kampında konuştuktan sonra İsviçre maçı sonrası röportaj şart olmuş.

İngiliz bizi iyi tanımıyor olmalı ki buluşmanın gecikmesine canı sıkılmış. 2 saat yol teptikten sonra, Yigiter Uluğ 15 dk. kadar geç kalacaklarını ve 40 dk. sonra da antremanda olmaları gerektiğini söylemiş. 15 dk.lık röportaj BBC'nin Football Focus programında -BBC1'de saat 14:00'da- bugün ekrana gelecek. Kazım, uyum sorunu ve yanlızlık gibi problemler yaşadığını ve DVD'lerinin ilaç olduğunu söylemiş böyle zamanlarda. Saha içi dışı farketmiyor olmalı ki BBC yorumcusu da güven sorunu vb. problemlerinin olmadığını, turnuvada iyi bir etki bırakmak konusunda kararlı olduğunu düşünüyor. Biz Arda ve Servet diye yırtınırken, Terim Tuncaydan vazgeçmezken, elin İngilizi turnuvadaki İngiliz'in peşinde ve yeni sezonda Premier Lig'e dönebileceğini düşünüyor. Ben de çeyrek final veya daha ilerisini görürsek Kazım'ı konuşucağımızı...

10 June 2008

Greatest Comebacks - 2

Bu konu ile ilgili ilk maçtı aklımdaki, ama Buffon'un hoş sözlerini görünce Parma maçı ile başlamıştım. Geri dönüşlerde ilk akla gelen FB'nin 4-3'leri ve CL finalleri olur herhalde ama bence en güzeli United'ın en kötü sezonundan geldi.

United CL ve 3 lig şampiyonluğundan sonra sezona v Nistelrooy ve Veron'a 50m sterlin civarı para harcayarak giriyor. Sezon 01/02, Arsenal'in en iyi zamanından 2 yıl öncesi, Alpay Aston Villa'da 2. yılında, Shearer Newcastle'da, Leverkusen CL finalinde... Ligin güzel zamanları Arsenal, Liverpool ve United'a Leeds, Newcastle ve Chelsea gibiler de eşlik ediyor yarışta. Tabi 1-2 ay kala 3 takıma düşüyor, bitime 2 hafta kala Arsenal deplasmanda United'ı yenince şampiyonluğu ilan ediyor, Liverpool'da ikinci bitiriyor. Beckham, v Nistelrooy, Solskjaer, Giggs, Cole ve ne kadar bekleneni veremesede Veron ile United'ın hücum yönünde sıkıntısı yok ama Stam satışı ile başlanan sezon savunma sıkıntıları ile kabusa dönüşüyor. United ligin en çok gol atanı ama Johnsen, Dennis Irwin ve Laurent Blanc'lı savunma ilk 6'nın -Newcastle hariç- açık şekilde en çok gol yiyeni konumunda. Ferguson bu sezon emeklilik kararından cayıyor ve sonraki sezona Veron'un ardından ikinci rekor, Ferdinand transferi ile giriliyor.

7. hafta, United içeride iyi ama deplasmanlardan boş dönüyor. 3 deplasmandan 2 puan çıkarmış, Newcastle'a kaybetmiş ve haftaiçi İspanya'dan mağlubiyetle dönerek White Hart Lane'e çıkıyorlar. Tottenham klasik bir iç saha performansı ile alışılmadık bir üstünlük yakalıyor, devreyi 3-0 önde kapatıyor. Devre arası Ferguson, Deportivo mağlubiyetinin yarattığı sıkıntıyı işaret ederek, '' devre arasında tam olarak söylediğim şey olmasada, kendileri için üzülmemeleri gerektiğini, ülkenin en iyi oyuncuları olduğunu hatırlayarak ona göre oynamaları gerektiğini hatırlattım'' şeklinde bir aşılama ile oyuncularını serbest bırakıyor. Ferguson'un en iyi sol beklerinden biri olarak gösterdiği Silvestre ve böyle bir geri dönüşte olmaması imkansız Solskjaer değişiklikleri sonrası United 4-3-3'e dönüyor ve Ferguson'un ''böyle bir dönüşte şansa da ihtiyaç var'' diyerek işaret ettiği erken gol ile işin şekli değişiyor. Tottenham teknik direktörü Glenn Hoddle'ın ''Jeckyl & Hyde durumu'' olarak açıkladığı şey gerçekleşiyor, düşen taraf Tottenham olurken United şahlanıyor ve 3'e 5 ile karşılık veriyorlar.

TOTTENHAM HOTSPUR: Sullivan, Taricco, King, Perry, Richards, Ziege Freund, Anderton (Rebrov 83), Poyet, Ferdinand, Sheringham

Subs Not Used: Keller, Thelwell, Davies, Etherington

MANCHESTER UNITED: Barthez, Gary Neville, Blanc, Johnsen Irwin (Silvestre 45), Beckham, Butt (Solskjaer 40), Scholes Veron, Cole, van Nistelrooy

Subs Not Used: Carroll, Chadwick, Phil Neville

Greatest Comebacks - 1

Ender Rastlanan Hareketler


"If I go 300 kph, lose control and hit somebody it is natural. But if there is a pit-lane speed limit and two cars stopped and you hit them, it is stupid. I saw a red light and chose to stop, someone else saw a red light and chose not to."

Bilmemkaçıncı turda cihazlar Merso'nun arkasına dizilir, görev yerine dönerken birkaç araç pit'e girmeyi tercih eder. Piste dönme vakti gelirken Raikkonen ve Kubica yanyana çıkar, kırmızı ışığı görür ve durmayı tercih ederler. Arkadan gelen Hamilton -sadece sokakta görmeye alışık olduğum bir olay olduğu için nedeni ile ilgili mantıklı bir yakıştırma da yapamıyorum- görmez, seçimini yapar ve Raikkonen'e bindirir, Kubica yarışı kazanır. Arkadan vuran hertürlü suçlu kuralı F1'de de işler, Hamilton sonraki yarışa en fazla 10. sıradan başlayabilecek.

Pavel Pogrebnyak


Zenit Uefa Kupasını alırken dikkat çekmişti Rus forvet. 2007'den beri iyi bir gol ortalamasına sahip, Fatih Tekke'yi de klübeye iten kule tipi forvet. Arshavin'e sahip olmanın sefasını ilk Kerzhakov sürmüştü, sıra Pogrebnyak'ta gibiydi ama kupada attığı 10 gole rağmen yarı finalde sarı kart görmesi Uefa finali görememesine yol açtı. Fatih'te final gördü sayesinde, yine onun sayesinde Fatih Tekke niye çağırılmadı ki?! sözleri gördük bizde... Zenit'te olduğu gibi milli takımda da tek forvet oynayacaktı ki ikinci vitrin şansına da sakatlık engel oldu.

3 saat sonra Rusya'yıda göreceğiz. Spartak altyapı ürünü Pogrebnyak yerine, başka bir Spartak çıkışlı, başka bir 1.88'lik Roman Pavlyuchenko'yu izleyeceğiz Rusya kanatlardan hızla çıkıp topu içeri keserken. Malesef Arshavin'de olmayacak yani Rusya'da creativity yok. Arshavin 2 maç yok, yani Rusya ilk iki maçta hücum gücünün büyük bölümünden yoksun olacak. Hiddink'i çok yormamalı, hazırlık maçlarında da izlediğim kadarıyla İspanya fazla sabırlı bir takım, karşısında mücadeleci bir takım olacak, Rus orta sahasının bezdireceğini düşünüyorum. Bu grubun şeklini belirleyebilecek maç bu değil.

Ruslar için etkileyici bir oyuncu olmadı 26 yaşındaki Pavlyuchenko, çoğu zaman Spartak'ta da olduğu gibi milli takımda da ikinci tercih durumundaydı ama artık işler değişti. Yedek konumundayken elemelerde dikkat çekmişti, İngilizleri eleyen oyuncu olmuştu Ruslar için. İyi olmak zorunda, güzel bir şans yakaladı, Ruslar gruptan çıkarsa Spartak'tan kopar gider. Olmayanlardan bahsettik, Pogrebnyak'ı UEFA finalinden eden sarı kart kuralı Euro 2008'de olmayacak, yarı finalde rahat rahat sarı görülebilecek, ne güzel.

09 June 2008

Yuh Artık

Show tv'de Kupa Gecesi diye bi program, bilmiyorum Euro 2008'le de ilgileniyorlar galiba benim gördüğüm 4 büyüklerin transfer haberlerini veriyorlardı. Edu'ya bilmemkaç Avrupa klübü talip olmuş, BJK'nın Nuri transferinde Annesi pürüz çıkarmışmış, Avusturya'nın Nurisi Veli Kavlak ile anlaşılmışmış, Trabzon 10 oyuncu almış ve transferi yüzde 97 oranında tamamlamış... Bomba ise GS'den geldi. Bugün yeni teknik direktör açıklanıyormuş, büyük ihtimalle Alain Perrin olacakmış ve internetin yükselen ansiklopedisi wikipedia'da duyurulmuş bile. Bunu söyledikten sonra bu resmi getirdiler ekrana...

Bu nasıl bi cesaret anlamıyorum. Bu spordan, bu işlerden bu kadar uzak olamazlar herhalde, e peki böyle birşeyi kaynak göstermekten üstüne de bu resmi göstermekten nasıl utanmıyorlar. Sırf bu sebepten, gelme Perrin!

08 June 2008

Myhre ve Nikopolidis


İlk gün sürprizlerle başladı. Alex Frei gözyaşları ile veda ederken Çek'ler ders verdi. Avrupa Şampiyonalarının saygın takımı, elemelerin lideri olarak gelen Çek'ler e saygı duyulmuştur inşallah bizim ülkede. İsviçre'nin sıkı savunması geriye düşünce başka hiçbirşeye sahip olmadıkları imajı verdi bana. Direkten dönen toplarına rağmen, çaresizlerdi son 20 dk. da. Frei'nin yokluğu önemli, forvet mevkileri sıkıntılı ve geriye kalanlar sıradan oyuncular.

Portekiz'i en kolay maçımız olarak görüyordum grupta, görüşüm değişmedi ilk maçlardan sonra da. Geriye kalan 2 rakip ''takım''.. ya biz? Yenilgi, fark yeme, gol kaçırma vs. problem değil ama daha ne oynayacağı nasıl oynayacağı belli olmayan bi takımımız var. Sinirimi bozan ise galiba herşeye rağmen maça, Portekiz'i de düşünerek umutla girmiş olmam. 4-3-3 diyip başka bişey demeyip kafa açmak, Servet'i oyun kurma zorunluluğu altında bırakmak, mağlup duruma düştükten sonra bile savunma 4'lüsünü -hattaa çoğu zaman Aurelio'da fazla yakındı- ileri çıkartamamak, Emre'yi ilk yarı ileri çıkartmamak ikinci yarı ise tam ihtiyaç olunan anda, geri düşmüşken oyun kurması için geriye getirmemek affedilecek, eleştirilmeyecek şeyler değil bana göre. 2 yarı 4-5-1'e döndükten sonra Kazım için sevindim sadece, daha verim alabilecektik ama zihniyet değişmeyince, forvetsiz oynamaya devam edince birşey yapabilmesine imkan yoktu. Tuncay'a ona buna ayakları birbirine dolaştığı için kızamam, sövemem ama sabit fikirli terim'e Yıldıray'ı elediği için hertürlü söverim. Yıldıray'ı eledikten sonra insan utanır da 4-5-1'e dönmez en azından. Bir şekilde Türk olupta Yıldıray ve Nuri dışında pas atabilen bir adam tanımıyorum ben bilmemkaç milyarlık dünyada...

Bu takımın çalıştırıcıları da dahil değişilmez tek isimleri Nihat ve Yıldıray'dır - anladım ki biraz da Kazım- geri kalanların hepsinin özellikleri ve artıları benzer, alternatifleri bulunabilir ve eksiklikleri de aynı. Farklı olan 2'linin birini yollayıp da ilk maçta çaresizlikten başka birşey göstermeyen bir hoca'ya da alternatif bulunur. Yenik durumdayken bile, forvet oyuncuları top almak için geriye gelmek zorunda kalırken ve topla atağa çıkarken aynı zamanda hücumun en önündeki oyuncu olabilmesine alışamadım. Arkadas 2 kişi ilerde beklemez mi, 1 kişi diğer taraftan koşmaya başlamaz mı 1'i yardıma gelmez mi...! Görüşüm değişmedi, İsviçre ve Çek'ler yenilmez, zaten biz de elemelerde de görüldüğü gibi birilerini yenebilecek bir takım değiliz. Milli takım için keşke, allah izin verirse, neden olmasın, şöyle olsa, böyle olsa'lardan başka söyleyecek birşey yok... Şimdi 2 stoper'de sakatlanmış 4 savunmanın 3'ünün olmaması birşeylere zemin hazırlar, öyle yada böyle savunma yapamıyor olsak da... Suçu Nikopolidis ve Myhre'ye atmak en mantıklısı

07 June 2008

06 June 2008

Ronaldo Pası Verdi...


United ve Real, Ferguson ve Real, United'lılar ve İspanyol basını çarpıştı, sürtüştü durdu ve sonunda Ronaldo konuştu. Pek konuştu sayılmaz aslında, ben artık Euro 2008'e geçiyorum siz turnuva sonuna kadar, turnuva dışında da Ronaldo'yu düşünün dedi. Bugüne kadar hiç düşünmedim Real v United çekişmesini, sevmem transfer dedikoduları ile uğraşmayı birde United sevgim eklenince ''nereye gidiyo yaa!'' dedim geçtim.

Brezilya gazetesi Terra, Ronaldo ile röportaj yapmış ve '' Eğer söyledikleri gibi United'ın istediği bedeli ödeyeceklerse, Real'de oynamak isterim'' cevabını vermiş. Yoruma açık bir cevap tabi, görüntüde hiçbirşey için yeterli değil, garanti bir pas olur en fazla bu cevaptan. Şu durumda pek birşey çıkmaz. Ferguson bırakmayacağını söylüyor, Glazer'lar da benzer tavır içinde, Calderon kendine güveniyor ama artık bekliyor.

Perez'in başkanlığında istediğini alan bir Real vardı, United'dan da 2 oyuncu almışlardı ama şimdi durum farklı. Calderon elinden geleni yaptı, büyük ihtimalle parası da var ama Fabregas ve Ronaldo'nun geçen yaz versiyonu Kaka transferlerini bitiremedi. Son seçim vaadini de yerine getirmezse taraftar için alışılmadık bir durum olması muhtemel. Ferguson Beckham ve v Nistelrooy'u satmıştı ama açıklamasına göre o zaman onları satmak istiyordu, Ronaldo'yu değil. İş Ronaldo'da biter gibi, transferin gerçekleşmesi için onun İngiltere'yi istemiyorum demesi gerekir. Ferguson gitmek isteyeni tutacak yapıda biri değil, ne kadar bu en iyi takımım demiş olsada, bu takımla bırakacak olsa da değişmeyecektir diye düşünüyorum. Ronaldo United'ı istemediğini açıklarsa Real de bastırır ve Glazer'lar güzel bir bedel biçer ki bu bedel Daily Telegraph'a göre 100m euro.

Peki ya Ronaldo ne yapar? Bu açıklamadan önce United'ın Nijerya'daki tanıtım maçına -P'mouth ile- katılmayacağı açıklandı. Sonra Ferguson'un Fransa tatilini kısa kesip Cenevre'ye Ronaldo'yu ziyarete gitme isteğini reddettiği haberi çıktı. Üstüne de bu açıklama transfer bilmecesinin zirve yapması için yeterli gibi. David Ginola konu ile ilgili soruya, ''Ronaldo gençliğinde kariyerinin bir bölümünde mutlaka Real'de oynamanın hayalini kurmuştur'' diyor. Şuan için bu hayalin zirvede olduğunu düşünmüyorum. Ne kadar Real'e göre, Ronaldo ile haftalık 200.000sterlin gibi bir paraya anlaşılmış olsa da Ronaldo, Ferguson tarafından keşfedildi, kazancı neredeyse 70 kat arttı ve ''7'' ye hemen sahip oldu. Nasıl bir gelişim geçirdiği ortada, Dünyanın en iyi futbolcusu olurken United'ın içinde, Ferguson'un kontrolünde olması yadsınamaz. Dünyanın en iyi ligini, şu anda en iyi takımını bırakmayacağını düşünüyorum. Ronaldo zeki bir adam, şu ana kadar kendini çok iyi yönetti ve işler çok iyi giderken böyle bir kırılma noktasını göze almak istemeyecektir.
Devamı Portekiz turnuvayı tamamladıktan sonra...

Tottenham Devrimi

Rooney'i dünyanın parasına okutmuş Moyes'in Everton'una rağmen İngiltere'de ilk 4'ü bozabilecek tek takım olarak görülür Tottenham bir süredir. Geçtiğimiz sezona başlarkende benim için benzer görüntüdelerdi, tabi savunma bozukluklarını göz ardı ettiğimi anlamam uzun sürmedi. 125. yıllarını kutladıkları 07/08'i Carling Cup şampiyonluğu yani UEFA'ya katılım hakkı dışında kötü bitirdiler. Ama incelenen nokta transfer olduğu zaman Avrupa'da sezonun en dikkat çekici takımı oldular. Sezonu açmadan kadroyu gençleştirmeye yönelik transferler yaptılar. Darren Bent'e başına rahatlıkla ''astronomik'' eklenebilecek rakam 23m, 20'sine gelmemiş sol bek Bale'ye 14m, Alman Kevin Boateng'e 8m ve Fransız savunma Kaboul'e 12m euro ödediler. Bale dışında -ki o da uzun süreli sakatlıklar geçiridi- diğer oyuncular hiçbir zaman as takım elemanı olamadı. King'de sakatlanınca ki savunmanın en kritik elemanı idi, Kaboul monte edildi ama tecrübesiz Fransız'dan verim alamadılar. Devre arası transfer yapmalarını bekliyordum, yine yoğun geçirdiler, savunmayı toparladılar. Woodgate, Rangers sağ bek'i Hutton ve Hertha'dan Gilberto ile yaklaşık 30m euro'ya savunma toparlandı. Ramos'un gelişi ve transferler ile gelecek sezon için yine aynı umutların beklenmesi normal. Zaten Lig kupası da kazanıldıktan sonra takımın formu da dikkate alındığında Tottenham için söz konusu olan tek şey 08/09 idi.


Juande Ramos yönetiminde transfer beklemek, eski ligine hatta eski takımına yönelmesini beklemek normaldi de astronomik transferler beklemiyordum açıkçası. 07/08'i 90-100m euro arasında para harcayarak kapattılar. Sözkonusu Premier Lig olunca bile normalin üstünde bir rakam bu. İlk 4 bile bu rakamlara oynamıyor transferde ki Tottenham bir yabancı tarafından da satın alınmış değil. Bunun üstüne birçok büyüğün talip olduğu, Luka Modric'e 20m euro civarı bir bedel ile klübe kattılar sezon bitmeden ki bu rakam öncekine dahil değil. Modric transferi sonra Keegan, Newcastle'da transferin ve tepeye oynamanın zorluğu hakkında içini dökmüştü basına. Birkaç gün öncesinde dos Santos ile ilgilendiklerini okumuştum, ciddiye almamıştım. Bugün anlaşma sağladıklarını okudum. Modric ve Giovani transferleri ile de klübün gençlere yönelik politikası sürmekte. 2005 yılında Dünya Gençler Şampiyonasında izleme fırsatı bulmuştum ilk, Ronaldinho-Messi sıralamasının 3. ayağı idi ama muthiç yeteneğine rağmen yedek olmanın üstüne çıkamadı bu sezonun karışık Barça'sında. Transfer ücreti de komik geldi bana, henüz 19'unda, daha fazla gelişmeye müsait ama bonservis bedeli olarak 4.7m sterlin ödenmiş, ücret 8.6m sterlin'e kadar artabilecek ve Barça'nın %20'lik bir hakkı da saklı. Messi ve Ronaldinho'da olan birçok şey var genç Meksikalı'da, sol ayaklı olması da ne tip bir cevher olduğunu kanıtlar nitelikte. Bana göre şuan için yılın transferi Giovani dos Santos. Tottenham'da ilk 4'ü bozmanın ciddi adayı yine. Geçen sezondan daha ciddi hemde...

05 June 2008

Carlos Vela

Bu yaz Arsenal'in ilk transferiydi, tabi transfer dediysek çalışma izni alabildiği için. Bizim Nuri, Caner, Tevfik'in yıldızlaştığı U-17 Dünya Kupasının şampiyon Meksika'sında dikkat çekmişti Vela. Giovani Dos Santos ve Anderson yıldızlaşırken o da turnuvayı gol kralı olarak tamamlamıştı. Sonrasında Wenger transfer etti ama çalışma izni nedeniyle birkaç yıl İspanya'da kaldı. 07/08'i Osasuna ilk 11'inde geçirdi. Hızlı ve teknik bir oyuncu aynı zamanda akıllı ve bir forvet için yeterli derecede yaratıcı genç Vela. Osasuna'da sol açık olarak oynadı ama onlar da hücumu Arsenal benzeri kuruyorlar. Wenger forvet olduğunu belirtti, Eduardo'ya benzetti büyük ihtimalle Adebayor'un arkasında 08/09'da karşımıza çıkacaktır.

Daha önceden yazmayı düşünüyordum ama çok izleyemedim. Football Manager oynayanlar bilirler, oyunun fena gençlerindendir, biraz da o yüzden yazmadan önce tam izlemek istiyordum. Şuan Meksika v Arjantin maçını izliyorum, devre bitmek üzere Arjantin 3-0 önde. Vela,
Abondanzieri ve Coloccini'yi birbirine vurdu ve golü kacırdı. Şeytan kategorisinden genç Meksikalıyı Walcott ile birlikte Arsenal'de izlemek için sabırsızlanıyorum.
edit : Meksika Sven Goran Eriksson ile anlaşmıştı, maçın ilk yarısında tribünde idi.

Old Trafford'a Nasıl Gelecek


Bizdeki Emre transferi benzeri United efsanelerinden Mark Hughes, Man. City'nin yeni teknik direktörü oldu. Yetiştiği, en çok formasını giydiği, en iyi olduğu ve efsaneler arasında sayılırdı futbolculuğunda United için, Ferguson sonrası gelebilecek isimlerin de başında olduğunu düşünüyordum. Malum Hakan Şükür'de bıraktı bırakacak, polemik konusu mu kalmadı nedir oturduk Emre ile uğraştık... City web sayfasına baktım gayet rahat yazmışlar United'da geçirdiği dönemleri...

Goran Eriksson'un kovulması bu City'den bişey olmaz dedirtmişti bana ama iyi bir adım attılar, ada'nın en iyi teknik direktörlerinden birini aldı Shinawatra. Jack Walker devrimini anlatmıştık, ondan sonra sıradan bir takım olan Blackburn ile iyi işler yaptı. Oyuncu idaresi ve transfer'de de çok başarılı oldu, büyük bir bütçeye sahip olmamasına rağmen Santa Cruz, McCarthy, Samba, Bentley, Gamst Pedersen gibi oyuncuları yıldız yaptı. Man. City'de daha rahat olacak, kendini bana göre hak ettiği yere gelmek için daha fazla şansı olacak. Premier Lig'de transfer harcamaları için baraj 50m sterlin olarak kabul edilebilir, Hughes yeni klübünde bu meblağ'ı geçecektir. Kontrat yenilenecek oyuncular olduğu gibi gönderilecek oyuncular da var, Ronaldinho ve CSKA'lı Jo klüp ile adı geçirilen oyuncular. Açıkçası Bentley, Samba ve Santa Cruz gibi eski önemli oyuncularından City'e gelen olur ise şaşırmam. Transfer'i bekleyip göreceğiz ama şuan için aklımdaki City 08/09 için geçen sezon olduğundan daha büyük merak uyandırıyor. Old Trafford'da Ferguson ve eski oyuncusu Hughes'in karşılaşacağı derbi de... Malum bu sezon United için muhteşemdi, City'e iki kez yenilmeleri dışında.