3 yıl olmuş gideli. Gidişini düşünmek zor böylelerinin, bir yere varamıyor susup kalıyor insan, sonunda kendine de lanet ediyor...Ne yapalım... Hissettirdikleri, bıraktıkları da yeter.
Dinlemeye devam.
İzlemeyen varsa
3 yıl olmuş gideli. Gidişini düşünmek zor böylelerinin, bir yere varamıyor susup kalıyor insan, sonunda kendine de lanet ediyor...
CL ön-eleme oynayacaklarından sezonu erken açıyorlar. Hazırlık kampı sürecinde geçen yıl olduğu gibi İskoçya'ya gidecekler. 5 gün kalacakları İskoçya'da Hibernian ve Dundee Utd. ile oynayacaklar. 26-30 Temmuz arası İspanya'dalar, 30 Temmuz'da Artemio Franchi'de olacaklar. Sonrası ise Amerika turu. Bir hafta kadar kalacakları USA'da ilk durak Chigago, 3 Ağustosta Meksika klübü Guadalajara ile oynadıktan sonra New York'a geçecekler. 6 Ağustos'ta NY Red Bulls ile oynadıktan sonra İspanya'ya dönecekler.
Bu turnuva çok şey kattı bana, çok şey öğretti Milli takım... En önemlisi de bu oyunla aşk tazelemem oldu galiba. Bu son maçta çok iyi geldi, Hırvat maçında bitirmiştim ben işi, önemi yoktu Almanya maçının ama Milli takım yine şaşırttı, bu sefer tam görmek istediğim şekilde, güzel oyun ile hemde. Terim'e çok saydım sövdüm ama yine kendini sevdirtti. İyi oynayarak elenmek falan da hiç üzmedi. Fransa, İtalya, Yunanistan, İsviçre, İsveç vs. gibi lanet bir takım olmadık, Hollanda gibi golü yedikten sonra oyuncusundan teknik direktörüne şapşallaşmadık, İspanya gibi 55 tane pas yapabildikten sonra hücum etmekten korkmadık. Oyunu en güzel haliyle gördük, kötü oynasakta eksiklerimiz olsada ''heyecanı'' en güzel şekilde yaşadık, Hırvat öne geçtikten sonra sevinmekten kaybederken, Yunan yedikten sonra çaresiz kalırken, Portekizi İspanyol'u yatmayı seçerken biz güzel gözükeni yaptık belki istemeden belki elden sadece o geldiğinden ama iyi olanı yaptık. Başkası nası görür, ne kadar hatırlar bilmem ama bize çok şey öğretti bu Milli takım.
Turnuva sağolsun futbolcu transferi canlanamadı ama çalıştırıcılar konusunda piyasa ister istemez hareketli. İki İngiliz sözleşme imzaladı kısa süre önce. Gazi McLaren, Rutten'in boşluğunu doldurmaya çalışacak Twente'de. Hollanda'da sıratacak sanki bu İngiliz. Blackburn, Hughes'ı Shinawatra'ya kaptırmak zorundaydı boşluğu daha gencinden doldurmayı seçti. Mark Hughes, Blackburn'e geldiğinde gayet iyi bir geçmişe sahip, United efsanesi sayılan bir futbolcu, klüp çalıştırıcılığı tecrübesi olmayan ama gelecek vaadeden bir teknik direktördü. Blakcburn'de yaptığı iş ile Ada'nın en iyilerinden biri konumuna geldi ve sınıf atladı. Rovers Jack Walker sonrası ligin sıradan takımlarındandı, Hughes ile güçlü gözüktüler. İlk 10 içinde alıştığımız, UEFA kovalayan takım yeni çalıştırıcısını başka bir iyi futbolcu, United efsanesi, gelecek vaadeden ve tecrübesiz Paul Ince olarak açıkladı.


Rusya'nın Euro 2008'e gelişi mi sürprizdi, gruplardaki ilk maçı mı? Yoksa Hollanda'nın 2 maçtaki akılalmaz değişimi mi, v Basten'in yükselişi mi? Bizim gibi ilk maçı kötü oynayıp kaybedenlerden Rusya, bizim gibi sonraki iki maçını kazanan tabi bizden ufak bir farkla, top oynayarak. İspanya'nın açamadığı Yunanistan ve İsveç'i dağıtmışlardı, aynı dün gece olduğu gibi öne geçtikten sonra bitiriciliği unutmuşlardı. Hollanda favorimdi ama soru işareti iyi hücum eden ve öne geçtikten sonra daha güzel oynayabilen 2 takımın mücadelesinde kimin öne geçeceği idi, daha doğrusu Hollanda'nın yenik duruma düşerse ne yapacağı idi.
Grup maçlarında Hollanda tarafından büyülenince savunmalarının durumu göz ardı edildi ister istemez. Hücum edemeyen 3 takımla oynamaları şanslarıydı, ilk 2 maçta erken öne geçmeleri de futbol adaleti. Rusya öne geçince, Hollanda'nın paniklemesi, v Basten'in sakinleşmesi dikkatimi çekti, Sneijder ''inanmadan'' vuruyordu sanki. Eşitlemeleri de güzel oldu seyir açısından, Hollanda'nın geride ne kadar zayıf olduğu, fazla da plan program sahibi olmadığını gördük, sonuç olarak güzel bir maç seyrettik. Boulahrouz'un mazereti vardı, v Bronckhorst'un nefesi yetmemeliydi, gruplarda neredeyse hiç zorlanmayan Ooijer'e bir Arshavin yetti.
Ağzını kırdı savunmanın, Arshavin tek başına. İtalya ve Fransa'dan daha fazla nefret ettim Rusya yüzünden, sadece saldırmak, koşmak yeterken bu anlamsız çaba niye... Klasını konuşturalı çok olmuştu. Bu yıl öncesinde Zenit ile çıkabileceği yere kadar çıktı, bundan büyük vitrin Euro 2008 finali olur, fazlası olmaz. Kerzhakov'u meşhur edip Avrupa'ya yollamıştı bu sezon da Pogrebnyak'ı doğurdu. Yaş geldi geçiyor, Simao ve İlhan Mansız misali 25'inden sonra yol alacak gibi. İspanya'ya yakışır Arshavin, gider mi göreceğiz. Üç maç sonunda, üç grup lideri, üç 9 puanlı ve üç son maçında rotasyona giden eve döndü. İspanya seriyi bozmalı, tersi sonuç da şaşırtmaz beni. Sadece adamlara saygıdan izlenir bu maç, kağıt üzerinde heyecan yaratır sadece. Savunamayan İtalya, İspanya'ya yardım etmezse 25 pas yapmadan rakip kaleyi hedeflemeyen İspanya'dan ne beklenebilir ki? Sürpriz.
Gol sevinçlerinin kralıdır bana göre, Batistuta'nın Camp Nou'daki hareketini görünce hala heyecanlanırım. Tuncay çok kullanır bunu, hiç yakışmadığını bilmeden büyük ihtimalle. Yani M'boro v Derby maçına yakışır mı hiç bu hareket!? Peki başka bir geceye daha güzel oturur mu bu hareket?
"This match shows why it's the most dramatic and most popular game in the world.''
Çek maçında 2-0'dan sonra hislerimize tercüman olmuştu Lig tv yorumcusu Rıdvan, 3-2'den sonra ne yapmıstır bilmem. Dün maç öncesi tv'de gezinirken Habertürk'te Ali Okancı, Okay Karacan, Cem Yılmaz ve Sociedad U-19 t.direktörü Tayfun Korkut'un sohbetine denk geldim, ortak yorum ''üst üste 3 kere de geri dönülmez'' idi... Bir futbol takımı sözkonusu olunca konuşmak bu denli zor olmamıştır herhalde, hiçbir futbol takımı bu kadar şaşırtmamıştır hiçkimseyi.Çek maçı 11'i bu şekilde olacakmış. Kazım-Tuncay değişikliği gecikmez ise çok güzel 11. Güngör hakkında birşey söyleyemeyeceğim ama güveneni çok,merakla bekliyorum. Hamit'in gerideki durumu bu maç biraz daha kritik olacak, Çekler İsviçreye kıyasla kanatlardan daha fazla rahatsızlık verecek.
Euro 2008'de bir ilk, beraberlik sonucu penaltılara gidilecek. Cech v Volkan kıyaslamaları görüyorum. Cech dünyanın en iyisi ama penaltılarda değil, Volkan Sevilla'da kendini ispat etti benzeri beylik laflar dönmekte. Bugün ntv'de Emek Ege, Cech'in ''Ben çok sayıda penaltı kurtardım ama daha fazlasını yedim'' benzeri sözlerine yer verdi. Penaltı'yı düşünerek maça çıkarsak kaybederiz, Türk takımı savunamaz görüşümü hatırlatmak isterim. Penaltılara gelirsek Volkan veya Cech'i düşünmedim ama takıma güveniyorum, Fatih Terim'e güveniyorum. Herşeye rağmen gazcı özelliği ile avantajlı başlarız penaltılara, daha erken bitiremezsek.
İlk maç önemliydi benimi için, istekli geçtim tv karşısına. İspanya'nın Rusya önündeki farklı galibiyeti umut vermemişti ama beklenti vardı yinede. İspanya'yı görmek için önemliydi maç, hücum eden takım sayısının 1 artması demek olabilirdi günun ilk maçı. Erken gol bekliyordum maçın güzelleşmesi için ama erken eşitlenmesini hesaba katamamıştım. Silva önderliğinde iyi gözüktü İspanya, topa sahip olma hastalığı sürsede son paslar iyi gibiydi, sanıyorum biraz da İsveç'in oyunundan 1-1'e kadar memnundum gidişattan. Eşitlik sonrası İsveç asıl görüntüsüne dönmeye başladı, ilk yarı bitene kadar taraflar 20 pas yapmadan topu bırakmadılar. 2. yarı Ibra'nın çıkmasıyla tamam dedim gidişat belli oldu, İspanya atar biz kazanırız. İspanya topa tamamen sahip olmasına rağmen sarılar Yunanistanı çatlatırcasına oynadı. İsveç'i bir şekilde kabullenebiliyor insan -sövmeyi eksik etmesede- ama İspanya'nın bıktıran paslaşmaları keyif falan bırakmadı. Tamamiyle alanına yerleşmiş İsveç'i bitmek tükenmek bilmeyen hazırlık paslarıyla ve bir tek Silva ile aşmaya çalışmanın gol atmayı istememek dışında bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum.
İspanya'nın en çok koşanı olmuş Silva, şu istatistiğin tv'den izlerken aklıma yattığı ender anlardan biri oldu. İsveç'te aynı istatistiğin 2.si Henrik Larsson imiş, kaç kez topa değdi acaba? İspanyol oyuncuların oynadıkları oyundan hoşnut olduklarına inanmak istemiyorum. İlk maçta oyundan çıkarken fena halde keyfi kaçık Torres'i 2. yarıda bir kere gülerken görmedim, bendeki bitsede gitsek ifadesi yansıyordu sanki ekrana, Torres ekrandayken. Şiir gibi pas yapabilen bir takımın, 1.5 forvet ile oynarken bu kadar rahat olmasını anlayamıyorum... İsveç yanlış hatırlamıyorsam 2. yarıdaki ilk tehlikesini 79. dk.da yarattı, sonrasında bir kez daha gittiler ama İspanyollar gibi onlarında oynamaya hevesi/gücü kalmamış gibiydi. Derken Yunanistan maçında İsveç'in başına gelen bu sefer İspanya'ya oldu ve inanarak yazmasam da Villa'nın son saniye golü ile İspanyollar turu geçti. Son dakika golü ile hem İspanya, hem de Over 2.5 bahislerim tutmuş olsa da sevinemedim.
İlk maçtan sonra 2. için enerjim kalmadı, sabaha kadar berabere ve 2 gol çıkarsa şahane diyerekten başladı maç. Yunanistan'ın yenilmeyeceğini düşünüyordum, hatayı Hiddink'i hafife almakla yaptım sanıyorum. Yunanistan'ın avantajlı olduğunu düşünürken ya ilk golü Rusya atarsa ne yapacaz? kafa karışıklı ile yapmıştım bahisi, aklıma gelen başıma geldi. Rusya baştan sona üstün taraftı, kanatları iyi kullandılar üstüne nasıl hücuma çıkılır dersi verdiler en önemli silahları olmamasına rağmen. 2. yarı arka arkaya harcadıkları pozisyonlardan sonra biraz da Rossetti Yunanın canını sıkmayacak düdükler çalınca 1-1 olur mu dedim ama yine Yunanistan'ın gol yedikten sonrası ile ilgili bir bilgisi olmadığını gördüm. Ev sahibinden sonra son şampiyon da net bir şekilde veda etti. Yunanistan'a dair akılmda kalan taraftarlarının garipliği oldu. İsveç'ten sonra Rusları da ''hadi ne bekliyosunuz hücuma çıkın, bizimkiler kapandı bekliyo! çıkın da topu kaybedin!'' şeklinde ıslıklamaları buraya fazla olduklarının başka bir göstergesiydi. Son maçta İsveç'e beraberlik yeter, bu da maçtan fazla birşey beklememek için yeter.

Batman'in hali ortada... Are u player!? dan sonrasını hatırlamıyorum, zaten Chelsea'ye geçişlerinden sonra Robin'den fazlasını hatırlayan da olmamıştır herhalde. Bi başka severdim bu adamı, açığı Ronaldo ile kapatıyoruz ama bu maç bir dönüş işareti ise Ronaldo'ya endeskli bir futbol keyfinden fazlasına sahip olacağım kesin. PSV'deki görüntüsü ile hastası olmamak elde değildi, hızı ve en önemlisi adam geçme yeteneği Abramovich diye biri çıkmasa büyük ihtimalle Ferguson'un elinde değerlenecekti. Abramovich'in Chelsea sonra da PSV'ye attığı kanca sonrası 2005'te İngiltere'ye geldi. Chelsea'de bulunduğu dönemde sakatlıklar hiç eksik olmadı ama özellikle ilk sezonunda muhteşem oyununu hatırlıyorum. Sakatlıktan döndüğü anda başlayan oyunu, gol ve asistleri ile sezonu yarısı kadar bile oynamamasına rağmen en değerli oyuncular arasında kapatmıştı. 2. ve 3. sezonlarında daha fazla şans buldu ama Mourinho etkisinin artması ile ilk sezonu kadar etki yapmadı bende. Arada iyi bir 2006 DK geçirdi ve sonrası Real. Sezonun en büyük paralarından biri ödendi Chelsea'ye, Real tarihinin de en pahalı oyuncularından biri oldu henüz 24'ündeki Robben.
Özellikle elemelerdeki görüntüleri ile Hollanda sözkonusu olduğunda hissettiğim sadece kızgınlık idi. Sneijder, Robben, v der Vaart ve v Persie gibi hastası olduğum yetenekleri olan önlerine mevkisinin en iyilerinden v Nistelrooy'u koyabilen bir takım nasıl olur da az gol yeme özelliği ile anılabilir düşüncesi bile tek başına turnuvaya soğuk bakmaya yeterliydi. Turnuva öncesi ne kadar tahammül edebileceğimden fazlasını merak etmiyordum. Büyükler de savunma derdine düşünce, Milli takım da umut vermeyince 2006 DK gibi finali izlemek yerine dısarda kahve&sohbet'i tercih edersem şaşırmayacaktım...
Fransa ve İtalya için söyleyecek hiçbir şey yok. Savunma yapamayan ve hücum için Toni'nin boyundan başka çaresi olmayan bir İtalya, savunma ile kafayı kırmış, hücumu unutmuş ve klüplerinde hücum denildimi ilk akla gelen oyuncuların mavi forma giyince toplamlarının bir adam etmeyeceği Fransa için ne söylenebilir ki... Dün Hollanda karşısında son 2 hazırlık maçları Kolombiya ve Paraguay'dan farksızlardı, gol atmanın lüks olma durumu devam etti. Thuram ve Henry için üzülmekten fazlasını düşünmüyorum, Sagnol sağ kanatta ölse üzülür müydüm acaba? Çabası Henry'e golü attırdı ama yenilen 2 golde direk hatası vardı Bayern'linin. İtalya maçlarını izlemem herhalde, utanmadan sahaya nasıl çıkacaklar merak ediyorum. Herşeye rağmen Fransa'yı İtalya'dan üstün görüyorum tabi sadece ikisi kıyaslandığında ama o maça beraberlikten fazlası yakışmaz.
Marco v Basten'i gördüğümde utanıyorum, turnuva öncesi sonuncu olur dediğim takım turnuvaya tutunmamı sağladı. Hücumcularından aldığı verim için ayrıca kutlanmalı v Basten. Kim ne kadar koştu istatistiklerinin boş olduğunun gösteren, dinamizm ve tekniği, golleri aynı takımda toplamış 2 maçlık görüntüye göre. Finalin bu maçtan daha güzel olacağını düşünmüyorum, sadece olası bir Hollanda v İspanya eşleşmesi daha güzel olacak sanki. Herşeye rağmen kariyerinin en keyifli ama rahat maçı olacaktır büyük ihtimalle bu zafer. Devre arası yaptığı Engelaar - Robben değişikliği bile birçok şeyin göstergesi olarak kabul edilebilir. İtalya'da olduğu gibi erken öne geçmenin avantajı ile büyük bir zafer olsa bile herşey istediğim gibi oldu demiştir büyük ihtimalle maçtan sonra. Fransa'nın geride bırakacağı açıklar ve hücumda etkili olamayacağını görmüş olmalı ki üstünlüğü korumanın en iyi ve kolay yolu farkı açmak diye düşündü ve hızlı hücum için en önemli koz Robben'i aldı. v Nistelrooy'a da değinmek lazım, 2. yarının büyük bir bölümünü orta saha ve forvet arasında oynadı, Real ve United'da olmazdı belki ama dün hiç sırıtmadı. Sneijder'i çok severim diyenler şut ve duran top becerisinin önemli payı olduğunu inkar edemez, golü maça çok uydu, kapak oldu. Benim için maçın Turuncu Devrim sonrası önemli bir yanı da Robben ve v Persie'ye hoşgeldiniz demek oldu.