26 June 2008

İkinci Nefes

Görüntüde 60'lar, Fransız filmi falan ama Cantona gangstermiş, Monica Bellucci'de varmış...

Galiptir bu yolda Mağlup

Bu turnuva çok şey kattı bana, çok şey öğretti Milli takım... En önemlisi de bu oyunla aşk tazelemem oldu galiba. Bu son maçta çok iyi geldi, Hırvat maçında bitirmiştim ben işi, önemi yoktu Almanya maçının ama Milli takım yine şaşırttı, bu sefer tam görmek istediğim şekilde, güzel oyun ile hemde. Terim'e çok saydım sövdüm ama yine kendini sevdirtti. İyi oynayarak elenmek falan da hiç üzmedi. Fransa, İtalya, Yunanistan, İsviçre, İsveç vs. gibi lanet bir takım olmadık, Hollanda gibi golü yedikten sonra oyuncusundan teknik direktörüne şapşallaşmadık, İspanya gibi 55 tane pas yapabildikten sonra hücum etmekten korkmadık. Oyunu en güzel haliyle gördük, kötü oynasakta eksiklerimiz olsada ''heyecanı'' en güzel şekilde yaşadık, Hırvat öne geçtikten sonra sevinmekten kaybederken, Yunan yedikten sonra çaresiz kalırken, Portekizi İspanyol'u yatmayı seçerken biz güzel gözükeni yaptık belki istemeden belki elden sadece o geldiğinden ama iyi olanı yaptık. Başkası nası görür, ne kadar hatırlar bilmem ama bize çok şey öğretti bu Milli takım.

Kendi adıma çok çok teşekkür ederim yavaş yavaş olsa da ofansif oynadığımız için, kötü oynasak, hakim olamasakta o geri dönüşler için, Portekiz hariç yaşadığım heyecan için. Böyle oynayalım Almanya şampiyon olsun, Sabri o çalımı yapsın Lahm maçın adamı olsun, Kazım böyle rahat oynasın, direkleri dövsün Almanya tek forvet oynasın hep kazansın, fark yapmaz...

Futbolun namusunu temizledik.

Sıra Kimde?



Ronaldinho, Ronaldo v Bugatti'den sonra Nike vites yükseltti. Torres'den sonra Ferguson ve McClair'i de gördük Adidas ve Mourinho'ya cevap şeklinden...

Eski United'lılar

Turnuva sağolsun futbolcu transferi canlanamadı ama çalıştırıcılar konusunda piyasa ister istemez hareketli. İki İngiliz sözleşme imzaladı kısa süre önce. Gazi McLaren, Rutten'in boşluğunu doldurmaya çalışacak Twente'de. Hollanda'da sıratacak sanki bu İngiliz. Blackburn, Hughes'ı Shinawatra'ya kaptırmak zorundaydı boşluğu daha gencinden doldurmayı seçti. Mark Hughes, Blackburn'e geldiğinde gayet iyi bir geçmişe sahip, United efsanesi sayılan bir futbolcu, klüp çalıştırıcılığı tecrübesi olmayan ama gelecek vaadeden bir teknik direktördü. Blakcburn'de yaptığı iş ile Ada'nın en iyilerinden biri konumuna geldi ve sınıf atladı. Rovers Jack Walker sonrası ligin sıradan takımlarındandı, Hughes ile güçlü gözüktüler. İlk 10 içinde alıştığımız, UEFA kovalayan takım yeni çalıştırıcısını başka bir iyi futbolcu, United efsanesi, gelecek vaadeden ve tecrübesiz Paul Ince olarak açıkladı.

Geçtiğimiz sezon Sunderland Premier Lig'e Roy Keane ile yükselmişti. Yabancı klüp sahipleri EPL'de alışılmış birşey ama Sunderland bunun biraz dışında kalmıştı. Klübün yeni sahipleri İrlandalı bir konsorsiyum olmuştu ve teknik direktörde iyi bir futbolcu, United efsanesi ve 1 yıllık teknik direktörlük tecrübesine sahip İrlandalı Roy Keane olarak belirlenmişti. Keane ilk sezonunda takımı şampiyon ünvanıyla EPL'ye yükseltmiş ve harcadığı yaklaşık 50m sterlin ile ligde tutmuştu. Sezon bitmeden Keane tarafından gelecek hedefleri yükseltilmiş olarak açıklanmıştı ve bu sefer daha az sayıda oyuncu alabilmek için bir 50m sterlin daha istenmişti. Sunderland'in ligde kalıcı olacağını düşünüyorum, aynen Hughes'li City'nin iyi işler yapacağını düşündüğüm gibi. Eski United'lılar Hughes ve Keane sınıfı geçti, sıra Lig tarihinin ilk siyahi-İngiliz teknik direktöründe.

24 June 2008

Nereden Çıktı bu Arshavin?


4 maçın 2'sindeki oyunu ile turnuvanın önüne geçti Rus hücumcu. BBC'nin değerlendirme sistemine göre 2 maçta 9.02'lik ortalama ile -yarı final öncesi- turnuvanın en iyi oyuncusu konumunda. UEFA şampiyonluğu sayesinde yeteneği ve kalitesini bilerek turnuvaya başladık, üçüncü maça pozitif etki yapacağı bekleniyordu normal olarak. UEFA Kupası sayesinde 2007 öncesinde de yetenekli oyuncu olduğunu görebilenlerimiz oldu ama birkaç maçla, 27 yaşında Avrupa'nın en iyisi koltuğuna oturmasını kime borçlu?

Abramovich etkisinin son noktası oldu bu turnuva. Rusya'nın değişimi sonrası da dünyaya açık olmama durumu aşılamadı spordaki gelişime rağmen. Liglerinin durumu ve turnuvalara katılamamalarının da etkisi büyüktü bu kapalılıkta ama CSKA'nın başarısı değiştirememişti, Zenit'in ki de yeterli gelmeyecekti büyük ihtimalle. Abramovich'in Londra'ya taşınması ile başladığına tanık olduğumuz gevşemiş para musluğu Abramovich'le sınırlı kalmadı ve kalmayacak. Britanya ve Avrupa'da olduğu gibi Rusya ve komşularında da zenginler futbola el attı ve bu ani değişimin meyveleri kucağımıza düşmekte. CSKA'ya yatırımlarından sonra Futbol Federasyonuna'da el atmıştı Abramovich, tesisleşme ve altyapıya aktardığı paraların üstüne Hollanda etkisini de ülkeye soktu Deli Petro'ya -niye deli hala bilmem- nazire yaparcasına. Geçmişleri hakkında en ufak bir fikre sahip olmadığımız Semih'ten bile yaşlı 2 yıldızımız oldu bugün. İkisinin de ortak noktası turnuva sonrası transfer yakıştırmaları ve kısa süre öncesinde klüpleri tarafından kadro dışı bırakılmış olmaları.

Tekniği, hızı, zekası vs. ile Rusların 20'sinin başında yıldız ilan ettiği Arshavin 2007'de doğmuş. 2000 yılında formasını giymeye başladığı Zenit'te ilk günden itibaren dikkat çekmiş ama eksileri ağır basmış 2007'ye kadar. Bystrov ve Kerzhakov gibileri meşhur ederken milli takım'ın değerlisi olamadığı gibi Pogrebnyak'ı da meşhur etmek zorunda kalmış. Rusya dışına çıkamamasını Gazprom faktörü ile sınırlamak yanlış okuduklarıma göre. Biten sezonda Hollanda etkisi ile keskin bir dönüş yapmış Arshavin 26'sında, kaptanlığı da kapmış ve sonrası malum... Artık 2007 öncesinin disiplin fukarası, yaramaz çocuğunun kim tarafından kapılacağını merak ediyoruz. Dick Advocaat, klüpte tutamayacağını yaşı da söz konusu olduğunda gitmesi gerektiğini ve İngiltere yada İspanya'da oynayacağını açıklamıştı BBC'ye. Birkaç gün sonra Arshavin İspanya istediğini söyledi, sonrasında Barça hayallerimin takımı dedi. İspanyollardan teklif gelmemiş, Arsenal, Chelsea ve City istiyor takip edebildiğim kadarıyla. Mutlaka biryere gider ama gittiği yerde baskıyı ne kadar kaldırır bilmem, görebildiğim kadarıyla Arshavin'i izlemek mutluluk verecek ama göremediklerimiz bizi şaşırtmamalı...

United Away - 08/09



Yeni formalar 07/08'in son haftasından itibaren gösterimde, bugünden itibaren hepsi burada olacak. United 2. forma da iç saha forması gibi düz ve tek renkten oluşuyor. İç saha forması düz kırmızı idi, 2. formanın şortu yaka ile aynı renkte. Dün bizim (GS) 2. formayı gördüm de, almak lazım... Tabi yeni formalar da olsa sözkonusu United ise akla ilk gelen 'Ronaldo bunu giyecek mi?' oluyor.

Frank w Luna


22 June 2008

Sürpriz

Rusya'nın Euro 2008'e gelişi mi sürprizdi, gruplardaki ilk maçı mı? Yoksa Hollanda'nın 2 maçtaki akılalmaz değişimi mi, v Basten'in yükselişi mi? Bizim gibi ilk maçı kötü oynayıp kaybedenlerden Rusya, bizim gibi sonraki iki maçını kazanan tabi bizden ufak bir farkla, top oynayarak. İspanya'nın açamadığı Yunanistan ve İsveç'i dağıtmışlardı, aynı dün gece olduğu gibi öne geçtikten sonra bitiriciliği unutmuşlardı. Hollanda favorimdi ama soru işareti iyi hücum eden ve öne geçtikten sonra daha güzel oynayabilen 2 takımın mücadelesinde kimin öne geçeceği idi, daha doğrusu Hollanda'nın yenik duruma düşerse ne yapacağı idi.
Grup maçlarında Hollanda tarafından büyülenince savunmalarının durumu göz ardı edildi ister istemez. Hücum edemeyen 3 takımla oynamaları şanslarıydı, ilk 2 maçta erken öne geçmeleri de futbol adaleti. Rusya öne geçince, Hollanda'nın paniklemesi, v Basten'in sakinleşmesi dikkatimi çekti, Sneijder ''inanmadan'' vuruyordu sanki. Eşitlemeleri de güzel oldu seyir açısından, Hollanda'nın geride ne kadar zayıf olduğu, fazla da plan program sahibi olmadığını gördük, sonuç olarak güzel bir maç seyrettik. Boulahrouz'un mazereti vardı, v Bronckhorst'un nefesi yetmemeliydi, gruplarda neredeyse hiç zorlanmayan Ooijer'e bir Arshavin yetti.
Ağzını kırdı savunmanın, Arshavin tek başına. İtalya ve Fransa'dan daha fazla nefret ettim Rusya yüzünden, sadece saldırmak, koşmak yeterken bu anlamsız çaba niye... Klasını konuşturalı çok olmuştu. Bu yıl öncesinde Zenit ile çıkabileceği yere kadar çıktı, bundan büyük vitrin Euro 2008 finali olur, fazlası olmaz. Kerzhakov'u meşhur edip Avrupa'ya yollamıştı bu sezon da Pogrebnyak'ı doğurdu. Yaş geldi geçiyor, Simao ve İlhan Mansız misali 25'inden sonra yol alacak gibi. İspanya'ya yakışır Arshavin, gider mi göreceğiz. Üç maç sonunda, üç grup lideri, üç 9 puanlı ve üç son maçında rotasyona giden eve döndü. İspanya seriyi bozmalı, tersi sonuç da şaşırtmaz beni. Sadece adamlara saygıdan izlenir bu maç, kağıt üzerinde heyecan yaratır sadece. Savunamayan İtalya, İspanya'ya yardım etmezse 25 pas yapmadan rakip kaleyi hedeflemeyen İspanya'dan ne beklenebilir ki? Sürpriz.

21 June 2008

Nöbetçiden Kral Olur Mu?

Gol sevinçlerinin kralıdır bana göre, Batistuta'nın Camp Nou'daki hareketini görünce hala heyecanlanırım. Tuncay çok kullanır bunu, hiç yakışmadığını bilmeden büyük ihtimalle. Yani M'boro v Derby maçına yakışır mı hiç bu hareket!? Peki başka bir geceye daha güzel oturur mu bu hareket?

İçine oturmuştur kesin, adını hatırlar mı bilmem ama hayatının dersini aldığına eminim Bilic'in. Semih ne hissediyor acaba durumu ile ilgili, hala genç sayılması ile ilgili? Solskjaer'lere tahammül edilmez bizim ülkede, girip atıp kral olmaya tahammül edememesi lazım Semih'in.

Attığı gol ile adı Avrupa Şampiyonası tarihine ''en geç gol'' kategorisi ile kazındı. Dün futboldan başka birşey olduğu belliydi, kimbilir kaç yıllık , 2008-1976= , rekor 3 dk. içinde Klasnic ile egale edildi, Semih ile kırıldı.

Tanrının Eli

"This match shows why it's the most dramatic and most popular game in the world.''

"The pain of this defeat will stay with me for a long time.''

"It will haunt us forever."

90 dakikalık oyunda 118 dakika gol göremeyip, ki önemli bir bölümü yemeyelim yeter ile geçti, son 3 dakikada 2 gol görmek nasıl açıklanabilirki. Sonuca göre konuşturan alçak bir oyun bu, sonuç böyle olunca 3 dakikada gelen 2 gol oyunun güzelliği dedirtiyor ister istemez. Bizim için muhteşem olan Hırvatlar için ne anlama geliyor acaba? Maradona'nın ki yalan, eğer bu oyunun tanrısı varsa mutlaka Fatih Terim ile tokalaşmış olmalı. Rolleri değiştiğimizi düşünüyorum da allahsız, şerefsiz, adaletsizden başka birşey olmazdı herhalde futbol.

Yaş daha 36 olsada, ilk ciddi deneyim olsa da mikrofona konuşma durumunu daha zor yaşayacağı bir an olur mu acaba Bilic'in? Son 3 dakikayı daha rahat geçirse idi sonuç ne olurdu? Bilic uzun süre uyumamalı...

Come-back Kings

Çek maçında 2-0'dan sonra hislerimize tercüman olmuştu Lig tv yorumcusu Rıdvan, 3-2'den sonra ne yapmıstır bilmem. Dün maç öncesi tv'de gezinirken Habertürk'te Ali Okancı, Okay Karacan, Cem Yılmaz ve Sociedad U-19 t.direktörü Tayfun Korkut'un sohbetine denk geldim, ortak yorum ''üst üste 3 kere de geri dönülmez'' idi... Bir futbol takımı sözkonusu olunca konuşmak bu denli zor olmamıştır herhalde, hiçbir futbol takımı bu kadar şaşırtmamıştır hiçkimseyi.

Ben İsviçre maçından sonra konuşamıyorum, içimde hep garip bir his var: Birşeyler olur ve birşeyler mutlaka değişir zaman yeterli gelir ise. Dün 118'de çok sakindim, koltuktaki pozisyonum, ekrana bakışım değişmedi, Rüstü'ye karşı hislerimi seslendirmedim. Garip bir şekilde gol bekliyordum zaman yetmeyecek gibi olsada. Bu kez gerçekten imkansızı başardık, Bilic ve kurmayları, hakemler, yorumcular vs. o 3 dakikada herşey durdu sanki, zamanı da yendik.

İnanmak yeterli gelmedi bana hiçbir zaman. Yani galibiyetler nasıl sadece inanç ile motivasyon ile açıklanabilir ki? Buna şans da eklenince birşeyler ifade ediyor artık ister istemez oyunu çözerken, ''futbol'' ise detaylardan çekip çıkartılabiliyor ancak. Euro 2008'in rengi olduk Hollanda ile birlikte, neredeyse hep kötü oynasakta bir tavrımız oldu, Fransa, Yunanistan, İsveç, İsviçre vs. gibi sıradan bir takım olmadık. Nikopolidis ve Mhyre'den sonra direkler, Cech ve 120+2'ye rağmen kimsede olmayan ve asıl istenen şeyi, heyecan'ı en iyi biz yaşadık. Çok şey öğretti bana Milli takım, Almanya'dan sonra yazarız.

15 June 2008

Jeton is Parachuting

Volkan
Hamit - Güngör - Servet - Hakan
Tuncay - Aurelio - Topal - Arda
Nihat - Semih

Çek maçı 11'i bu şekilde olacakmış. Kazım-Tuncay değişikliği gecikmez ise çok güzel 11. Güngör hakkında birşey söyleyemeyeceğim ama güveneni çok,merakla bekliyorum. Hamit'in gerideki durumu bu maç biraz daha kritik olacak, Çekler İsviçreye kıyasla kanatlardan daha fazla rahatsızlık verecek.

Euro 2008'de bir ilk, beraberlik sonucu penaltılara gidilecek. Cech v Volkan kıyaslamaları görüyorum. Cech dünyanın en iyisi ama penaltılarda değil, Volkan Sevilla'da kendini ispat etti benzeri beylik laflar dönmekte. Bugün ntv'de Emek Ege, Cech'in ''Ben çok sayıda penaltı kurtardım ama daha fazlasını yedim'' benzeri sözlerine yer verdi. Penaltı'yı düşünerek maça çıkarsak kaybederiz, Türk takımı savunamaz görüşümü hatırlatmak isterim. Penaltılara gelirsek Volkan veya Cech'i düşünmedim ama takıma güveniyorum, Fatih Terim'e güveniyorum. Herşeye rağmen gazcı özelliği ile avantajlı başlarız penaltılara, daha erken bitiremezsek.


Déjà Vu

2006 Şampiyonlar Ligi - Final



Euro 2008 - Fransa v Hollanda

Hücum : 2 - 0 : Savunma

İlk maç önemliydi benimi için, istekli geçtim tv karşısına. İspanya'nın Rusya önündeki farklı galibiyeti umut vermemişti ama beklenti vardı yinede. İspanya'yı görmek için önemliydi maç, hücum eden takım sayısının 1 artması demek olabilirdi günun ilk maçı. Erken gol bekliyordum maçın güzelleşmesi için ama erken eşitlenmesini hesaba katamamıştım. Silva önderliğinde iyi gözüktü İspanya, topa sahip olma hastalığı sürsede son paslar iyi gibiydi, sanıyorum biraz da İsveç'in oyunundan 1-1'e kadar memnundum gidişattan. Eşitlik sonrası İsveç asıl görüntüsüne dönmeye başladı, ilk yarı bitene kadar taraflar 20 pas yapmadan topu bırakmadılar. 2. yarı Ibra'nın çıkmasıyla tamam dedim gidişat belli oldu, İspanya atar biz kazanırız. İspanya topa tamamen sahip olmasına rağmen sarılar Yunanistanı çatlatırcasına oynadı. İsveç'i bir şekilde kabullenebiliyor insan -sövmeyi eksik etmesede- ama İspanya'nın bıktıran paslaşmaları keyif falan bırakmadı. Tamamiyle alanına yerleşmiş İsveç'i bitmek tükenmek bilmeyen hazırlık paslarıyla ve bir tek Silva ile aşmaya çalışmanın gol atmayı istememek dışında bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum.

İspanya'nın en çok koşanı olmuş Silva, şu istatistiğin tv'den izlerken aklıma yattığı ender anlardan biri oldu. İsveç'te aynı istatistiğin 2.si Henrik Larsson imiş, kaç kez topa değdi acaba? İspanyol oyuncuların oynadıkları oyundan hoşnut olduklarına inanmak istemiyorum. İlk maçta oyundan çıkarken fena halde keyfi kaçık Torres'i 2. yarıda bir kere gülerken görmedim, bendeki bitsede gitsek ifadesi yansıyordu sanki ekrana, Torres ekrandayken. Şiir gibi pas yapabilen bir takımın, 1.5 forvet ile oynarken bu kadar rahat olmasını anlayamıyorum... İsveç yanlış hatırlamıyorsam 2. yarıdaki ilk tehlikesini 79. dk.da yarattı, sonrasında bir kez daha gittiler ama İspanyollar gibi onlarında oynamaya hevesi/gücü kalmamış gibiydi. Derken Yunanistan maçında İsveç'in başına gelen bu sefer İspanya'ya oldu ve inanarak yazmasam da Villa'nın son saniye golü ile İspanyollar turu geçti. Son dakika golü ile hem İspanya, hem de Over 2.5 bahislerim tutmuş olsa da sevinemedim.
İlk maçtan sonra 2. için enerjim kalmadı, sabaha kadar berabere ve 2 gol çıkarsa şahane diyerekten başladı maç. Yunanistan'ın yenilmeyeceğini düşünüyordum, hatayı Hiddink'i hafife almakla yaptım sanıyorum. Yunanistan'ın avantajlı olduğunu düşünürken ya ilk golü Rusya atarsa ne yapacaz? kafa karışıklı ile yapmıştım bahisi, aklıma gelen başıma geldi. Rusya baştan sona üstün taraftı, kanatları iyi kullandılar üstüne nasıl hücuma çıkılır dersi verdiler en önemli silahları olmamasına rağmen. 2. yarı arka arkaya harcadıkları pozisyonlardan sonra biraz da Rossetti Yunanın canını sıkmayacak düdükler çalınca 1-1 olur mu dedim ama yine Yunanistan'ın gol yedikten sonrası ile ilgili bir bilgisi olmadığını gördüm. Ev sahibinden sonra son şampiyon da net bir şekilde veda etti. Yunanistan'a dair akılmda kalan taraftarlarının garipliği oldu. İsveç'ten sonra Rusları da ''hadi ne bekliyosunuz hücuma çıkın, bizimkiler kapandı bekliyo! çıkın da topu kaybedin!'' şeklinde ıslıklamaları buraya fazla olduklarının başka bir göstergesiydi. Son maçta İsveç'e beraberlik yeter, bu da maçtan fazla birşey beklememek için yeter.

14 June 2008

İspanya v İsveç


Turnuvaya aynı gruptan gelen ikili, lideri belirlemek için oynayacaklar. Birbirlerini iyi tanıdıklarını düşünüyorum, İspanya son mağlubiyetini 2006'da İsveç'ten aldı, içerde rövanşı alarak Euro 2008'e geldi. Maçın benim için önemi turnuvada Hollanda dan başka sarılacak bir takım daha olup olmadığı. İspanya kağıt üzerinde en gözalıcı kadroya sahip ama Aragones yönetiminde temkinli olmayı tercih ediyorlar. 2 takım da çok iyi forvetlere sahip, bana göre turnuvanın en iyi forvetlerine sahip takımları karşı karşıya gelecek. İspanya topa sahip olmaya fena halde takıntılı, kapasitelerinden daha az sayıda fırsat yaratabiliyorlar. 2. Hollanda dememin nedeni ilk maçta 4 gol atmalarına rağmen Rusya'nın durumu yanıltıcı olabilir, ki zaten o Rusya'ya karşı bile kontra atak'tan fazlasını yapmayı denemediler. Aragones'in 4-4-1-1 takıntısı da başka bir soru işareti.

Bugün kadrolarda zorunluluk dışında değişiklik olmayacak. İsveç'te Alexandersson ve Wilhelmsson'un sakatlıkları nedeniyle orta alan arızalı. Elmander'de hazır olmayabilir bu durumda kanatta Elmander, Rosenberg veya Birmingham'lı Larsson'dan birini göreceğiz. İsveç topun İspanya'da daha az kalmasını amaçlayacaktır, onun dışında doğru yerde basmalılar. Sarılar beraberliği iyi bir sonuç olarak göreceklerdir ve bu yönde mücadele etmelerini beklemek normal. Gerisi Ibra'ya kalır... Ben keyif almak niyetindeyim, bunun için gol kim atarsa atsın, gecikmemeli.

Fernando Torres

''Nunca caminaras solo, as they now say on Merseyside'' demiş Nike Torres'i Kop ve İspanya ile beslediği reklamda. Robben gibi 24'ündeki Torres, L'pool da ilk sezonu 46 maçta 33 gol ile tamamladı. 33 maçta 24 gol ile Premier Lig tarihinde ilk sezonunda en fazla gol atan yabancı oyuncu oldu ama Benitez'in sisteminde daha iyi beslenmez ise bu rakamlar olağan üstü olarak kalır, gider...

Batman & Robben

Batman'in hali ortada... Are u player!? dan sonrasını hatırlamıyorum, zaten Chelsea'ye geçişlerinden sonra Robin'den fazlasını hatırlayan da olmamıştır herhalde. Bi başka severdim bu adamı, açığı Ronaldo ile kapatıyoruz ama bu maç bir dönüş işareti ise Ronaldo'ya endeskli bir futbol keyfinden fazlasına sahip olacağım kesin. PSV'deki görüntüsü ile hastası olmamak elde değildi, hızı ve en önemlisi adam geçme yeteneği Abramovich diye biri çıkmasa büyük ihtimalle Ferguson'un elinde değerlenecekti. Abramovich'in Chelsea sonra da PSV'ye attığı kanca sonrası 2005'te İngiltere'ye geldi. Chelsea'de bulunduğu dönemde sakatlıklar hiç eksik olmadı ama özellikle ilk sezonunda muhteşem oyununu hatırlıyorum. Sakatlıktan döndüğü anda başlayan oyunu, gol ve asistleri ile sezonu yarısı kadar bile oynamamasına rağmen en değerli oyuncular arasında kapatmıştı. 2. ve 3. sezonlarında daha fazla şans buldu ama Mourinho etkisinin artması ile ilk sezonu kadar etki yapmadı bende. Arada iyi bir 2006 DK geçirdi ve sonrası Real. Sezonun en büyük paralarından biri ödendi Chelsea'ye, Real tarihinin de en pahalı oyuncularından biri oldu henüz 24'ündeki Robben.

2006 Dünya Kupasında v Basten'in en büyük kozu gibiydi, hücumu onun üzerine kurmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam Hollanda'nın gruplarda attığı 3 golden 1'i onundu ve takımın en iyisiydi. Tabi tek başına olunca Hollanda gruptan çıkmanın ilerisini göremedi. v Basten 2 maçın gösterdiğine göre çömezliği atmış gibi, Hollanda 2006'dan daha düzenli. Robben bu turnuva da da v Basten'in gözdelerinden olacaktır, Fransa karşısında oynadığı 45 dk. maçın en iyisi olmasına yetti, sakatlığı vs. de atlattığına göre sonrasında daha etkin rol oynayacaktır.

Oranje is the color of my Revolution

Özellikle elemelerdeki görüntüleri ile Hollanda sözkonusu olduğunda hissettiğim sadece kızgınlık idi. Sneijder, Robben, v der Vaart ve v Persie gibi hastası olduğum yetenekleri olan önlerine mevkisinin en iyilerinden v Nistelrooy'u koyabilen bir takım nasıl olur da az gol yeme özelliği ile anılabilir düşüncesi bile tek başına turnuvaya soğuk bakmaya yeterliydi. Turnuva öncesi ne kadar tahammül edebileceğimden fazlasını merak etmiyordum. Büyükler de savunma derdine düşünce, Milli takım da umut vermeyince 2006 DK gibi finali izlemek yerine dısarda kahve&sohbet'i tercih edersem şaşırmayacaktım...

En çok yanıltan takım Hollanda oldu, tek başlarına turnuvanın rengi oldular. Turnuva öncesi durumları ile ilk iki maçtaki görüntü kıyaslandığında savunmaya karşı hücumun başkaldırısı olarak görüyorum Hollanda'yı, futbolun içinde ama çok ötesinde bir yerdeler benim için. Araştırmak lazım tabi ama Fransa ve İtalya -kazansalar da kaybetselerde- büyük turnuvalarda kaç tane 4-5 gollü maç tamamlamışlardır acaba?

Fransa ve İtalya için söyleyecek hiçbir şey yok. Savunma yapamayan ve hücum için Toni'nin boyundan başka çaresi olmayan bir İtalya, savunma ile kafayı kırmış, hücumu unutmuş ve klüplerinde hücum denildimi ilk akla gelen oyuncuların mavi forma giyince toplamlarının bir adam etmeyeceği Fransa için ne söylenebilir ki... Dün Hollanda karşısında son 2 hazırlık maçları Kolombiya ve Paraguay'dan farksızlardı, gol atmanın lüks olma durumu devam etti. Thuram ve Henry için üzülmekten fazlasını düşünmüyorum, Sagnol sağ kanatta ölse üzülür müydüm acaba? Çabası Henry'e golü attırdı ama yenilen 2 golde direk hatası vardı Bayern'linin. İtalya maçlarını izlemem herhalde, utanmadan sahaya nasıl çıkacaklar merak ediyorum. Herşeye rağmen Fransa'yı İtalya'dan üstün görüyorum tabi sadece ikisi kıyaslandığında ama o maça beraberlikten fazlası yakışmaz.

Marco v Basten'i gördüğümde utanıyorum, turnuva öncesi sonuncu olur dediğim takım turnuvaya tutunmamı sağladı. Hücumcularından aldığı verim için ayrıca kutlanmalı v Basten. Kim ne kadar koştu istatistiklerinin boş olduğunun gösteren, dinamizm ve tekniği, golleri aynı takımda toplamış 2 maçlık görüntüye göre. Finalin bu maçtan daha güzel olacağını düşünmüyorum, sadece olası bir Hollanda v İspanya eşleşmesi daha güzel olacak sanki. Herşeye rağmen kariyerinin en keyifli ama rahat maçı olacaktır büyük ihtimalle bu zafer. Devre arası yaptığı Engelaar - Robben değişikliği bile birçok şeyin göstergesi olarak kabul edilebilir. İtalya'da olduğu gibi erken öne geçmenin avantajı ile büyük bir zafer olsa bile herşey istediğim gibi oldu demiştir büyük ihtimalle maçtan sonra. Fransa'nın geride bırakacağı açıklar ve hücumda etkili olamayacağını görmüş olmalı ki üstünlüğü korumanın en iyi ve kolay yolu farkı açmak diye düşündü ve hızlı hücum için en önemli koz Robben'i aldı. v Nistelrooy'a da değinmek lazım, 2. yarının büyük bir bölümünü orta saha ve forvet arasında oynadı, Real ve United'da olmazdı belki ama dün hiç sırıtmadı. Sneijder'i çok severim diyenler şut ve duran top becerisinin önemli payı olduğunu inkar edemez, golü maça çok uydu, kapak oldu. Benim için maçın Turuncu Devrim sonrası önemli bir yanı da Robben ve v Persie'ye hoşgeldiniz demek oldu.

Luca


2007'nin en iyisi, ödüller ve Real dedikodularından sonra geçtiğimiz sezonu takımı gibi silik geçirmişti. Ricardo & Caroline çifti Calderon yeni bir oyuncak bulduğundan biraz daha rahat olacaklar gibi, tabi Luca'yı görmezden gelirsek... Acaba Kaka'nın 2008 versiyonu Ronaldo sonraki yazı nasıl geçirecek?

Kazım-Richards

Portekiz karşısında Milli takım sahadan silinirken, canlı kalan tek oyuncu Kazım'dı bana göre. Servet'ten bahsetmeyelim artık... Sakat sakat oynaması, milliyetçilik ve motivasyon gibi sınıflara sokularak olumlu gösterilmeye çalışırken ''profesyonellik sınırları'' unutulmuş gibi. Uğur Meleke'nin ısrarla bahsettiği ligin son maçında nasıl sakat sakat oynar! durumu vardı, Terim'e de sormuştu ama gördüğüm kadarıyla Milli takımda da değişen birşey yok. Servet kurban olmaz ise problem yok, çabuk unuturuz biz ama ben yeni sezondaki Servet'i merakla bekliyorum.

Kazım, Terim'in seçimlerinden en çok hoşuma gidendi. Farklı bir oyuncu olduğunu ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyordum, aynı düşüncem 08/09'da da değişmeyecek. İsviçre maçı 2. yarısının takriben bir 10dk. sını ''Kazım'ı Al!'' diye söylenerek izledim. Sistem ondan gelecek verimi azaltıyor olsa da Çek maçında da ısrarla 11'de görmek istiyorum, Semih ile değerlendirilirse seyrine doyum olmaz... BBC Spor'dan Steve Wilson'un da dikkatini çekmiş genç oyuncu, Almanya kampında konuştuktan sonra İsviçre maçı sonrası röportaj şart olmuş.

İngiliz bizi iyi tanımıyor olmalı ki buluşmanın gecikmesine canı sıkılmış. 2 saat yol teptikten sonra, Yigiter Uluğ 15 dk. kadar geç kalacaklarını ve 40 dk. sonra da antremanda olmaları gerektiğini söylemiş. 15 dk.lık röportaj BBC'nin Football Focus programında -BBC1'de saat 14:00'da- bugün ekrana gelecek. Kazım, uyum sorunu ve yanlızlık gibi problemler yaşadığını ve DVD'lerinin ilaç olduğunu söylemiş böyle zamanlarda. Saha içi dışı farketmiyor olmalı ki BBC yorumcusu da güven sorunu vb. problemlerinin olmadığını, turnuvada iyi bir etki bırakmak konusunda kararlı olduğunu düşünüyor. Biz Arda ve Servet diye yırtınırken, Terim Tuncaydan vazgeçmezken, elin İngilizi turnuvadaki İngiliz'in peşinde ve yeni sezonda Premier Lig'e dönebileceğini düşünüyor. Ben de çeyrek final veya daha ilerisini görürsek Kazım'ı konuşucağımızı...